VIYANA (SANA) – Avusturya Savcılığı, devrik rejim yetkililerini savaş sırasında sivillere yönelik ciddi ve sistematik ihlaller işlemekle suçladı.
Bu adım, on yılı aşkın süren uzun soruşturmaların ardından geldi. Soruşturmalara kurtulanan suriyeli ve insan hakları örgütleri de katıldı. Bu süreç, Avrupa’da sınır ötesi adaletin en önemli dosyalarından biri olarak değerlendiriliyor.

Savcılık, yaptığı açıklamada, “Her iki subay da Suriye’deki savaş döneminde tutuklu sivillere karşı ciddi suçlar ve sistematik ihlaller işlemekle suçlanmaktadır. Bu ihlaller arasında fiziksel şiddet, vahşi işkence ve cinsel saldırılar yer almaktadır.’’ ifadelerini kullandı.
Suçların işlendiği dönem 2011-2013 yılları arasında Rakka’da gerçekleşmiştir.” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, şu ana kadar 21 mağdurun tespit edildiği belirtildi.
Soruşturmalar, şüphelilerin 2015 yılında Avusturya’ya girerek savaş mağduru gibi sığınma talebinde bulunduklarını ortaya koydu. Ancak, aynı güvenlik şubelerinde tutuklu olan bazı Suriyeli hayatta kalanlar, bu kişileri tanıdı.
Muhammed El-Hac… Kurbanlardan Birinin Tanıklığı
Rakka doğumlu Muhammed El-Hac, subayların kimliğinin ortaya çıkarılmasında ve dosyanın takip edilmesinde merkezi bir rol oynadı.
El-Hac, 2012 yılında Rakka’daki bir kafede keyfi olarak gözaltına alındığını, güvenlik görevlilerinin ihbar üzerine kafeye girdiğini ve devrimci hareketlere katıldığı gerekçesiyle suçlandığını anlattı. Ancak yetkililer, kendisine karşı somut bir suç ispatlayamadı.
El-Hac, doğrudan Rakka’daki Devlet Güvenlik Şubesi’ne götürüldüğünü, burada Adli Güvenlik Şubesi’nde ağır işkenceye maruz kaldığını ve ardından sivil bir cezaevine nakledilerek dar ve karanlık bir hücreye konulduğunu anlattı. İşkence yöntemlerinin tarif edilemeyecek kadar ağır olduğunu, dövülme, elektrik verilme ve uzun süreli asılma gibi uygulamaları içerdiğini, bu sahnelerin devrik rejim cezaevlerini belgeleyen uluslararası raporlarla tamamen uyumlu olduğunu vurguladı.
El-Hac ayrıca, işkencelerde en büyük rolü Cemal Halabi ve ekibinin üstlendiğini belirtti. İşkence sırasında tutukluların gözlerinin kapatıldığını, böylece kimliklerini bilemediklerini anlattı.
Musab Abu Rakbe ise Rakka’daki barışçıl protestoların bastırılmasındaki rolüyle tanınıyordu.
El-Hac, soruşturmanın Devlet Güvenlik Şubesi başkanı Halabi gözetiminde yürütüldüğünü ve Halabi’nin tüm işkence yöntemlerini uyguladığını söyledi.
Halabi’nin yıllarca kimliğinin bilinmediğini ancak sesinin hafızasında kaldığını aktardı.
El-Hac, tutukluktan, belirli bir miktar para ödeyerek ve muhalif faaliyetlerde bulunmayacağına dair taahhüt vererek çıktı. 2013’te Katar Kızılay’ında gönüllü çalıştıktan sonra 2014’te zorlu bir sığınma süreciyle Avusturya’ya ulaştı.
Avusturya’daki sığınma merkezine birkaç gün sonra geldiğinde, Rakka’da barışçıl protestoları bastırmasıyla tanınan Musab Abu Rakbe’yi gördü. Tanıdıktan sonra Avusturya mahkemelerine dava açtı. Suriyeli ve Avusturyalı insan hakları örgütleri ve avukatların desteğiyle dosya takip edildi.
Araştırmalar, Musab Abu Rakbe’nin yalnız olmadığını, yanında Cemal Halabi’nin de Avusturya’ya geldiğini ve Halabi’nin El-Hac dahil birçok Rakkalı tutukluya işkence yaptığını ortaya çıkardı.
The New York Times’a göre Halabi, Avrupa’ya Fransa üzerinden geçmiş ve İsrail Mossad gibi yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantıları olduğunu iddia etmişti.
Rakka doğumlu avukat Asid El-Musa, subayların gerçek kimliğinin ortaya çıkarılmasında ve dosyanın takip edilmesinde kritik rol oynadı.
El-Hac’ın tanıklıklarını belgelemeye, dava dosyalarını hazırlamaya ve Avusturya ile uluslararası insan hakları örgütleriyle iletişime geçmeye yardımcı oldu.
Mussa ve sürgündeki Suriyeli avukat ekibi sayesinde Avusturya mahkemeleri, hayatta kalanların tanıklıkları, fotoğraflar, belgeler ve tıbbi- insani raporlarla desteklenen kapsamlı bir dosya oluşturdu.
21’den Fazla Kurtulanın Tanıklıkları

Dava, Avusturya mahkemelerinde ve savcılığında yıllarca sürdü; süreçte en az 21 mağdurun tanıklıkları alındı. Bunlar arasında Muhammed El-Hac ve subayları tanıyan diğer kişiler yer aldı.
Savcılık, subaylara yöneltilen suçlamaların “keyfi gözaltına alınan sivillere karşı ciddi ihlaller, şiddetli işkence ve cinsel saldırılar” olduğunu açıkladı. Mahkemenin, suçların işlendiği yerin dışında gerçekleşmiş olmasına rağmen savaş suçlularını yargılama yetkisi sağlayan evrensel yargılama prensibi çerçevesinde devam ettiği bildirildi.
Bugün, devrik rejimin failleri, Avusturya’nın Viyana kentinde, avukatlar, insan hakları örgütleri ve hayatta kalanların ısrarıyla yıllar sonra hesap veriyor.
El-Hac ve birçok Suriyeli, bu davanın, devrik rejim cezaevlerindeki tüm tutuklu ve kayıp dosyalarının açılması ve yaşanan acıların ortaya çıkarılması yolunda ilk adım olmasını umut ediyor. El-Hac, adaletin ancak işkence, baskı ve ihlallere karışan herkesin hesap verdiği zaman tamamlanacağını vurguluyor.
El-Hac, ayrıca binlerce Suriyelinin kayıp çocuklarını bulmayı veya benzer ihlallere maruz kalmayı beklediğini, şimdi acılarının tanınmasını ve haklarının verilmesini umduklarını belirtti. “Biz intikam aramıyoruz, sadece gerçeği ve Suriyelilerin onurunu koruyan bir adaleti istiyoruz. 14 yıl süren Suriye devrimi için binlerce kayıp verdik ve nihayet haklarımızı almak istiyoruz.” dedi.
Bu dava, Avrupa’da devrik rejim yetkililerini yargılayan en önemli davalardan biri olarak görülüyor ve Suriyeli mağdurlar için adalet sürecinde kayda değer bir ilerleme olarak değerlendiriliyor.