Yeni bir tıbbi çalışma, günde 2 ila 3 fincan kahve tüketiminin ruh sağlığı üzerinde koruyucu etkileri olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, “ideal nokta” olarak tanımlanan bu miktarın aşılmasının ise kaygı ve uyku bozukluklarına yol açabileceği konusunda uyarıyor.
Londra (SANA) – Yeni bir tıbbi araştırma, günde ortalama iki ila üç fincan kahve tüketiminin; depresyon ve kaygı dahil olmak üzere stres ve duygu durumu bozuklukları riskinin azalmasıyla ilişkili olduğunu ortaya koydu.
Verywell Health sitesinde yer alan habere göre, araştırmacılar daha düşük miktarda kahve tüketiminin ruh sağlığı üzerinde belirgin bir fayda fayda sağlamadığını ifade etti. Uzmanlar, günde üç fincandan fazla tüketimin ise faydayı sabitleyebileceğini veya tersine çevirebileceğini, aşırı tüketimin kaygıyı artırabileceği ve uyku kalitesini bozabileceği uyarısında bulundu.
“İdeal nokta” uyarısı
Beslenme Uzmanı Morgan L. Walker, konuya ilişkin değerlendirmesinde, günlük 2-3 fincanlık miktarı “ideal nokta” olarak tanımladı. Walker, kafeine hassasiyeti olan kişilerin bu sınırı aşmasının ters etki yaratarak sinirlilik ve uykusuzluğa yol açabileceği uyarısında bulundu.
Antioksidan vurgusu
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu ise kafeinsiz kahvenin de benzer koruyucu etkiler göstermesi oldu. Bu durum, kahvenin sadece kafeinle değil, içerdiği antioksidanlar gibi diğer bileşenlerle de ruh sağlığını desteklediğini kanıtlar nitelikte. Ayrıca, koruyucu etkinin erkeklerde kadınlara oranla bir miktar daha güçlü olduğu kaydedildi.
“Yaşam tarzının bir yansıması”
Johnson & Wales Üniversitesi Klinik Beslenme Programı Direktörü Prof. Luciana Soares, çalışmanın gözlemsel nitelikte olduğunu hatırlatarak şu ifadeleri kullandı: “Bu çalışma doğrudan bir neden-sonuç ilişkisinden ziyade bir bağlantıyı göstermektedir. Kahve tüketimi, aslında düzenli bir rutin ve sosyal etkileşimi içeren sağlıklı bir yaşam tarzının parçası olabilir.”
Araştırma sonuçları, kahvenin ölçülü tüketildiğinde sağlıklı bir yaşam tarzının parçası olabileceğini, ancak etkilerinin kişiden kişiye değiştiğini ve tek başına bir ruh sağlığı tedavisi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.