İDLİB–HALEP (SANA) – Suriye’nin kuzeybatısında, Halep, İdlib ve Hama arasındaki engebeli arazilerde, kireçtaşı tepeler üzerine serpiştirilmiş 700’ü aşkın antik yerleşim, yüzyıllardır güneş altında sessizce varlığını sürdürüyor.
Unutulmuş Kentler olarak bilinen bu yerleşimler, zamanın, terk edilişin ve savaşın yıpratıcı etkilerine rağmen, ardı ardına gelen uygarlıkların kalıcı izlerini taşıyan sessiz tanıklar olarak ayakta duruyor.
Yalnızca arkeolojik kalıntılar olmanın ötesinde, bu kentler, Suriye’nin Roma ve ardından Bizans İmparatorluğu’nun parçası olduğu milattan sonra 1. ile 7. yüzyıllar arasında gelişen, canlı bir kırsal ve kentsel uygarlığın parçalarını oluşturuyor.
Antik Suriye’nin Taş Kalbi
Arkeologlar, Unutulmuş Kentler’i, kurak ama aynı zamanda verimli bir kireçtaşı silsilesi olan “kalker masifi bölgesi” boyunca uzanan sekiz ana alanda topluyor.
Serjilla, El-Bara, Şinşara, Ruweiha ve Deyr Sunbul gibi merkezlerde; iki katlı evler, zeytinyağı ve şarap presleri, erken dönem Hristiyan bazilikaları, nekropoller ve manastırlar, kendi kendine yeten ve refah içinde yaşayan toplulukların gündelik hayatını gözler önüne seriyor.
Suriyeli arkeologlara göre bu kentler şiddet sonucu yıkılmadı; aksine, 7. ile 9. yüzyıllar arasında iklimsel, ekonomik ve siyasi değişimlerin ticaret yollarını ve tarımsal düzeni etkilemesiyle kademeli olarak terk edildi.
Buna karşın, taş işçiliğindeki ustalık ve mimari düzen, inanç ile emeği uyum içinde birleştiren bir dünyanın izlerini günümüze taşıyor.
Zamanının Ötesinde Bir Kırsal Uygarlık
Yaygın kanının aksine, Unutulmuş Kentler izole köyler değil; gelişmiş bir tarımsal sanayi ekonomisinin merkezleriydi. Zeytin ve tahıl üretimi yapan bu topluluklar, büyük miktarlarda zeytinyağı ve şarap üreterek, Akdeniz limanlarıyla Antakya ve Apameia üzerinden ticaret yürüttü.
Uluslararası araştırma ekipleriyle birlikte çalışan uzmanlar; depolama, sulama ve ulaşım sistemlerinin yanı sıra, taş döşeli sokaklar, iç avlulu evler, yağmur sarnıçları ve Hristiyanlığın yayılmasıyla kiliseye dönüştürülen tapınaklar gibi ileri bir kent planlamasını ortaya çıkardı.
Bu bütünlük, Suriye’nin, üretimle toplumsal yaşamın doğa ve maneviyatla iç içe geçtiği erken kırsal kentleşmenin öncü merkezlerinden biri olduğunu gösteriyor.
Taşa Oyulmuş İnanç
Bölgede yer alan Aziz Simeon Stilites, Kharab Shams, Kalb Lozeh ve Deyr Semaan’daki Hristiyan yapıları, Bizans sanatının öncüsü kabul edilen mimari örnekler arasında yer alıyor.
Üç bölümlü cephesi ve yarım daire kemerleriyle Kalb Lozeh Bazilikası, Avrupa Romanesk mimarisinin doğrudan öncülerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Bu dağlarda yaşayan keşişler ve münzeviler, inziva ve tefekkürün yanı sıra, okullar, hastaneler ve hacılara hizmet veren sığınaklar inşa ederek, inancı toplumsal yaşamın merkezine yerleştirdi.
Unutuluş, Savaş ve Direnç
Yüzyıllar boyunca doğaya ve zamana direnen Unutulmuş Kentler, son dönemde savaşın yıkıcı etkilerinden de etkilendi. 2011’den bu yana bazı bölgeler devrik rejimin bombardımanına maruz kalırken, diğerleri ulaşımı zor alanlarda kaldı.
Buna rağmen, arkeologlar ve restorasyon uzmanları, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile iş birliği içinde belgeleme, koruma ve onarım çalışmalarını sürdürüyor. Yerel topluluklar da kültürel mirasın korunmasına aktif biçimde katkı sağlıyor.
Direnen Bir Miras
2011 yılında UNESCO, Kuzey Suriye’deki Antik Kentler’i, Geç Antik Çağ’daki kırsal yaşamın eşsiz bir tanıklığı olarak Dünya Mirası Listesi’ne dahil etti.
Ancak bu mirasın değeri yalnızca geçmişinde değil; yeniden inşa ve toplumsal birlik için ilham veren gücünde yatıyor.
Serjilla’nın patikalarında yürümek ya da El-Bara’daki yalnız sütunlara bakmak, sabır ve inançla taş işleyen bir halkın izlerini hissetmek anlamına geliyor.
Bugün, Suriye’nin karşı karşıya olduğu zorluklar arasında, Unutulmuş Kentler; kültürün, hafızanın ve umudun yok edilemeyeceğini hatırlatıyor. Çünkü taşlar ayakta kaldıkça, Suriye’nin sesi de yaşamaya devam ediyor.






fm/ed

