Devrik rejimin Doğu Guta’da sivillere yönelik gerçekleştirdiği kimyasal saldırının üzerinden 13 yıl geçerken, dava uluslararası deliller ve ulusal kurumların çalışmalarıyla geçiş süreci adaletine taşınıyor.
Şam (SANA) – Devrik rejim güçlerinin Şam’ın Doğu Guta bölgesindeki birçok noktada sivillere yönelik gerçekleştirdiği sarin gazı saldırısının üzerinden 13 yıl geçtikten sonra, Suriye’deki kimyasal silah dosyası bu kez farklı bir konumdan adaletin gündemine dönüyor.
Yıllarca uluslararası soruşturmalar, BM kararları ve devrik rejimin olayları inkar etme çabaları arasında askıda kalan dava, bugün biriken delillerin uluslararası organların çalışmalarıyla kesiştiği ve geçiş sürecinde ulusal kurumların faaliyetleriyle adalete ulaştığı yeni bir sürece evriliyor.
Doğu Guta: Dosyanın seyrini değiştiren suç
21 Ağustos 2013’te devrik rejim, savaş yıllarının en büyük kimyasal saldırılarından biri olarak Doğu ve Batı Guta’daki bölgelere sarin gazıyla geniş çaplı bir saldırı düzenledi.
Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR), saldırıda 99 çocuk ve 194 kadın olmak üzere 1144 kişinin yaşamını yitirdiğini, yaklaşık 5935 kişinin yaralandığını belgelerken; Doğu Guta saldırısından önce de zehirli gazların kullanıldığı onlarca saldırıyı kayıt altına alarak raporlarını uluslararası mercilere ve BM soruşturma misyonuna sunmuştu.
Eylül 2013’te, Doğu Guta saldırısının ardından artan uluslararası baskı altında kalan devrik rejim, Suriye için aynı yılın 14 Ekim’inde yürürlüğe giren Kimyasal Silahların Yasaklanması Sözleşmesi’ne katılmak zorunda kalmış; bu durum kimyasal programın sökülmesi ve uluslararası denetim altına alınmasına yönelik uluslararası bir süreçle eş zamanlı gerçekleşmişti.
Ancak anlaşmaya katılım dosyanın kapanmasını sağlamadı. Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) 2014 yılından itibaren Suriye’nin kimyasal programa ilişkin beyanını incelemeye başladı. Doğrulama çalışmaları sunulan bilgilerdeki boşlukları ve çelişkileri ortaya çıkarırken, Hakikat Araştırma Misyonu kimyasal silah kullanımını soruşturmaya devam etti.
Suriye’nin OPCW Daimi Temsilcisi Muhammed Kutub, SANA’ya yaptığı açıklamada, uluslararası soruşturma komitelerinin, Nisan 2017’deki Han Şeyhun, Ekim 2016’daki Kefr Zita, Mart 2017’deki El-Latamine ve Nisan 2018’deki Duma saldırıları dahil olmak üzere devrik rejimin bir dizi kimyasal saldırıdaki sorumluluğunu kanıtladığını belirtti. Kutub, 21 Ağustos 2013 saldırısındaki faillerin kimliğini belirlemeye yönelik özel bir uluslararası soruşturma yürütülmediğine dikkati çekerek, Fransız yargısının saldırıyı soruşturduğunu ve devrik rejimin bazı yetkilileri hakkında tutuklama emirleri çıkarıldığını kaydetti.
Soruşturmadan sorumluluğun tespitine
OPCW, ilerleyen süreçte kimyasal silah kullanımının belgelenmesinde ve sorumluların belirlenmesinde kilit bir taraf haline geldi.
Mart 2019’da Hakikat Araştırma Misyonu, 7 Nisan 2018’de Duma’da muhtemelen moleküler klor içeren zehirli bir kimyasal maddenin silah olarak kullanıldığına inanmak için makul gerekçeler bulunduğu sonucuna vardı.
2023 yılında ise Soruşturma ve Sorumluluk Tespiti Ekibi (IIT), devrik rejime ait hava kuvvetlerinin helikopterler vasıtasıyla iki silindiri konutların üzerine bırakarak Duma’da en az 43 kişinin ölümüne yol açan klor saldırısını gerçekleştirdiğine inanmak için makul gerekçeler olduğu sonucuna ulaştı.
Ülkenin özgürleştirilmesinin ardından Suriye hükümetinin örgütle işbirliği yapması, bu dosyada büyük bir ilerleme kaydedilmesini sağladı. Örgüt, Eylül 2025’te hükümetin, teknik sekreteryaya devrik rejim döneminde Suriye’de kimyasal silah faaliyetleriyle ilgili olabilecek ilan edilen 26 siteye ek olarak 100’den fazla konuma erişim izni verdiğini teyit etti.
BM Silahsızlanma İşlerinden Sorumlu Yüksek Temsilcisi İzumi Nakamitsu da Suriye hükümetinin teknik sekreteryayla “tam ve şeffaf işbirliği” taahhüdünün övgüye değer olduğunu vurgulayarak, tarafların kalan meselelerin ele alınması konusunda birlikte çalışmaya devam ettiğinin altını çizdi.
Ocak 2026’da ekibin beşinci raporu, devrik rejim hava kuvvetlerinin 2016 yılında Hama’nın kuzey kırsalındaki Kefr Zita’da bir kimyasal saldırı gerçekleştirdiğine inanmak için makul gerekçeler olduğu sonucuna vardığını bildirdi.
Anlatı savaşı: Baskı altındaki ifade
Devrik rejimin suçun etrafından dolaşma çabaları sadece maddi delillerle sınırlı kalmadı; saldırıların gerçeğini gölgelemek amacıyla anlatıları manipüle etmeye, tanıklar ve kurtulanlar üzerinde baskı kurmaya kadar uzandı.
OPCW Daimi Temsilcisi Kutub, devrik rejimin gerçekleştirdiği inkar, dezenformasyon, hakikat ve delillerle manipülasyon boyutuna rağmen, kimyasal silah kullanım suçlarındaki sorumluluğunun katı soruşturma metodolojilerine uygun olarak büyük ölçüde belgelendiğini ifade etti. Kutub, başvurulan dezenformasyon, propaganda ve hakikatleri tahrif etme çabalarının herhangi bir soruşturmanın karşısında tutunamayacak kadar zayıf olduğunu vurguladı.
Tanıkların sindirme ve zorla ifade alma operasyonlarının kurbanı olduğuna işaret eden Kutub, yargının tanıkları ve dezenformasyonu yönlendirenlerin, tanıklara, kurbanların yakınlarına ve kurtulanlara verdikleri zararların sorumluluğunu da masaya yatırması gerektiğini kaydetti.
Kapanmayan ancak adalet kapısını açık tutan yol
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Suriye Roma Statüsü’ne taraf olmadığı için Suriye’de işlenen suçlar üzerinde doğrudan yetki kullanamadı; ayrıca Suriye dosyasının 2014 yılında BMGK aracılığıyla Mahkemeye sevk edilmesi de gerçekleşmedi.
Bununla birlikte, dosyanın mahkemeye intikal edememesi uluslararası yargı sürecini sonlandırmadı; çabalar, aralarında uluslararası soruşturmaların ve Avrupalı ülkelerdeki ulusal mahkemelerin Suriye’deki uluslararası suçları işleyen şüphelileri takip etmesine olanak tanıyan evrensel yargı yetkisinin de bulunduğu diğer mekanizmalara yöneldi.
Fransa’da yargı, 2024 yılında Ağustos 2013’teki kimyasal saldırılarla bağlantılı insanlığa karşı suçlara ortak olmak suçlamalarıyla devrik rejim lideri Beşar El-Esed hakkında tutuklu yargılama emri çıkararak, Suriye dışındaki adli takip sürecinde dikkat çekici bir adım attı.
Rejimin düşüşünün ardından denklem değişiyor
Devrik rejimin 8 Aralık 2024’te düşüşü, kimyasal dosyasın ele alınış biçiminde köklü bir değişim yarattı.
Şubat 2025’te OPCW Genel Direktörü Fernando Arias Şam’ı ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Ahmed El-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad El-Şeybani ile görüştü. Bu temas, örgüt ile Suriye makamları arasındaki ilişkilerin yeniden inşa edilmesinde bir adım oldu.
Mart 2025’te Bakan El-Şeybani, örgütün Lahey’deki Yürütme Konseyi toplantısına katılarak Suriye hükümetinin kalan kimyasal programı sökme ve kurbanlar için adalet sağlama konusundaki taahhüdünü yineledi.
İşbirliği adımları hızlı bir tempoyla devam etti. Mart 2026’da Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi İbrahim Olabi, Güvenlik Konseyi’ndeki oturumda Suriye’nin örgütle koordinasyonu güçlendirmek için attığı bir dizi adımı açıkladı. Bunlar arasında ulusal çalışma grubu oluşturulması ve düzenli aylık raporlar sunulması yer alırken, bu adımların şeffaflığı ile kurumsal ve teknik iletişimi güçlendirdiği vurgulandı.
Suriye hükümetinin ilan edilen yerlerin yanı sıra eski döneme ait faaliyetlerle bağlantılı olabilecek 25’ten fazla şüpheli bölgeye ziyaret gerçekleştirilmesini kolaylaştırdığını belirten Olabi; çevresel numuneler toplandığını ve belgelerin incelendiğini ifade etti. Ayrıca Suriye hükümetinin teknik sekreteryaya 10.000’den fazla resmi belge ve kayda erişim sağladığını, örgüt heyetlerinin devrik rejim döneminde programla bağı olan 19 tanıkla mülakat gerçekleştirdiğini kaydetti.
Mayıs 2026’da Adalet Bakanı Mazhar El-Veysi, Lahey’deki “Justice Matters” adalet meseleleri konferansına katıldı ve ardından OPCW merkezini ziyaret ederek Genel Direktör Fernando Arias ile görüştü.
Aynı ay örgüt, Suriye devletinin desteğiyle gerçekleştirilen denetimler sırasında beyan edilmemiş kimyasal silah miktarları ile bunlarla bağlantılı madde, ekipman ve belgelerin keşfedildiğini duyurarak, sonuçların devrik rejimin kimyasal programının bazı kısımlarını gizlediğine yönelik önceki değerlendirmelerini güçlendirdiğini kaydetti.
Temmuz 2026’da örgütün Yürütme Konseyi, Suriye’nin 2021 yılında askıya alınan hak ve ayrıcalıklarını iade etti; yeni yönetimlerin taahhütleri yerine getirme ve kimyasal mirasın ele alınması hususunda teknik sekreteryayla işbirliğinde kaydettiği ilerlemeyi memnuniyetle karşıladı.
Uluslararası belgeden ulusal sorumluluğa
Suriye devletinin özgürleşmenin ardından uluslararası işbirliğine açılmasıyla birlikte, kimyasal silah dosyası uluslararası belge ve soruşturmalardan Suriye içinde pratik hesap verme adımlarına taşınmaya başlandı.
Kutub, Suriye’nin özgürleşmenin ilk günlerinden itibaren OPCW ile yeni bir işbirliği sayfası açtığını, şeffaflıkla hareket ederek soruşturma ekiplerinin delillere, tanıklara ve belgelere ulaşmasını kolaylaştırdığını bildirdi. Sorumluların mesuliyetini kanıtlayan orijinal belgelerin de bu kapsamda sunulduğunu belirten Kutub, uluslararası soruşturma komitelerinin geçtiğimiz yıllarda topladığı bilgileri ulusal yargıyla paylaşmak üzere bir mekanizma inşa etme çalışmalarının sürdüğünü kaydetti.
Suriye makamları Nisan 2026’da, 2013 yılında Doğu Guta’da gerçekleştirilen kimyasal katliamın sorumlularından Tumgeneral Adnan Abud Halva’nin gözaltına alındığını duyurdu.
Aynı yılın mayıs ayında ise Şam’daki Askeri İstihbarat “Mıntıkak” Şubesi’nde görev yaptığı dönemde kimyasal saldırılara karıştığı ve Doğu Guta’nın uluslararası alanda yasaklanmış kimyasal silahla bombalanmasının lojistik koordinasyonuna Harasta bölgesindeki konumuyla katkı sağladığı belirlenen Tuğgeneral Hardal Ahmed Diyub yakalandı. Temmuz ayında da İçişleri Bakanlığı, Bilimsel Araştırmalar Merkezi aracılığıyla kimyasal silahların üretiminde parmağı bulunan sorumlulardan Albay Ahmed Habib Ali’nin gözaltına alındığını açıkladı.
Kutub, Suriye soruşturmalarının komuta zinciri ve yapı dahil olmak üzere devrik rejimin kimyasal programına dair tam bir resim oluşturmada ilerleme kaydettiğini, dışişleri bakanlığının ise ulusal yargı ve kolluk kuvvetleri ile uluslararası soruşturma mekanizmaları arasında işbirliği mekanizmaları kurmak ve geçmişte toplanan delil ile ifadelerden istifade etmek üzere çalışmalar yürüttüğünü aktardı.
Kutub, Suriye’nin ülkeden ayrılanlar da dahil olmak üzere sorumluların peşine düşmesine yardımcı olacak uluslararası ittifaklar ve ortaklıklara katılmak için çalıştığını da sözlerine ekledi.
Doğu Guta hafızasından geçiş adaletine
On üç yıl sonra, aktivistlerin ve hak savunucularının topladığı deliller, kullanılan maddelerin doğasını ve saldırıların sorumlularını tespit eden uluslararası soruşturmalar, suçu içeriden ele almaya başlayan Suriye kurumlarıyla kesişiyor.
Bu aşama, geçiş adaletinin mağdur ailelerinin belgelediği, hak örgütlerinin koruduğu, uluslararası organların incelediği ve ulusal mahkemelerin takip ettiği bir hafıza üzerine inşa edildiğini doğruluyor.
2013’teki Doğu Guta ile 2026’daki Şam arasında artık soru, “Kimyasal silah kullanıldı mı?” değil; “Kim emretti, kim uyguladı, gerçeği kim sakladı ve kim hesap verecek?” şeklinde yankılanıyor. Tüm bunlar, mağdurların haklarını korumak, cezasızlıkla mücadele etmek ve benzer suçların tekrarlanmasını önlemek açısından önem taşıyor.
R.H / İ.K /E.D