Kayıp Şahıslar Ulusal Komisyonu Doğrulama ve Belgeleme Sorumlusu Ammar El-İsa, kayıplar dosyasındaki delillerin “ticaret malzemesine” dönüştürülmesini reddettiklerini vurgulayarak, Rania El-Abbasi davasında çocukların kimlik tespitinin ancak devlet kurumlarının ortak çalışmasıyla sağlandığını açıkladı.
Şam (SANA) – Kayıp Şahıslar Ulusal Komisyonu Doğrulama ve Belgeleme Sorumlusu Ammar El-İsa, Komisyonun kuruluşundan bu yana kayıplar dosyasına ilişkin belge ve delilleri toplama konusunda titizlikle çalıştığını, ancak bu çabaların ellerindeki belgeleri teslim etmekten kaçınan bazı örgütlerin tutumu nedeniyle engellendiğini belirtti.
El-İsa, gerçeğe ulaşmanın ve mağdurların haklarını gözetmenin rekabeti değil, çabaların bütünleşmesini gerektirdiğini vurguladı.
“Deliller ticaret malzemesine dönüştürülmemeli”
Suriye El-İhbariye kanalına verdiği mülakatta El-İsa, Komisyonun kuruluşundan bu yana kayıplar dosyasıyla ilgili belge ve materyalleri temin etmek amacıyla sivil toplum kuruluşları ve ilgili taraflarla iletişime geçtiğini, ancak davayla bağlantılı veri ve belgelere sahip bazı kurumlardan net bir yanıt alamadıklarını ifade etti.
El-İsa, delillerin mağdurlara adalet sağlamak yerine birer “ticaret malzemesine” dönüştürülmesini reddettiğini dile getirdi.
Komisyonun, geçtiğimiz yıllarda suçların ve ihlallerin belgelenmesi ya da kayıp dosyalarının takibi için çalışan hiçbir kişi veya kurumun çabasını yadsımadığını ve onlarla rekabet etmediğini vurgulayan El-İsa, gerçeğe ulaşmak, hakları korumak, suçluların peşine düşmek ve kayıplar dosyasını devlet öncülüğünde kurumsal bir hat üzerinden yönetmek için çabaların ulusal ve kurumsal bir çatı altında birleştirilmesinin artık zorunluluk haline geldiğini kaydetti.
El-İsa, “Bu insani ve hukuki dosya herkese yetecek genişliktedir ve çabaların kurumsal bir çerçevede birleştirilmesini gerektirmektedir. Gerçeğe ulaşmak, mağdurlara ve ailelerine adalet sağlamak, tüm tarafların ortak hedefi olarak kalmalıdır.” dedi.
Rania El-Abbasi davası ve kurumsal işbirliğinin önemi
Rania El-Abbasi davasının öneminin yalnızca çocukların akıbetini ortaya çıkarmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda dosyaların bireysel ve hukuki girişimler kapsamından çıkarılarak devlet kurumları çerçevesine taşınmasının önemini gösterdiğini belirten El-İsa, çocukların kimliklerine ilişkin nihai sonuca ancak İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Kayıp Şahıslar Ulusal Komisyonu katılımıyla soruşturma, analiz ve inceleme süreçlerini yürüten ortak bir operasyon odası aracılığıyla, görsel materyallerin resmi sürece dahil edilmesi neticesinde ulaşılabildiğini açıkladı.
Bu bağlamda El-İsa, bazı uluslararası kuruluşların ve sivil toplum örgütlerinin kayıplar dosyasına ilişkin veri, belge ve arşivleri Kayıp Şahıslar Ulusal Komisyonundan uzak tutmaya devam etmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, bu materyallerin ulusal çerçevenin dışında kalmasının ilgili kurumların gerçekleri açığa çıkarma ve kayıpların akıbetini belirleme süreçlerini hızlandırma kabiliyetini kısıtladığını ifade etti.
El-İsa, ellerinde kayıplar dosyasıyla ilişkili belge veya bilgi bulunan tüm uluslararası kurumlara, insan hakları örgütlerine ve sivil toplum kuruluşlarına, bu dosyadaki yasal yetkili ve ulusal merci olması hasebiyle Komisyonla işbirliği yapma ve ellerindeki verileri teslim etme çağrısında bulundu.
Komisyona teslim edilen 29 video klip ve hassasiyet çağrısı
Öte yandan Kayıp Şahıslar Ulusal Komisyonu, dün yayımladığı açıklamada, Doktor Abdurrahman Yasin, Doktor Rania El-Abbasi ve çocuklarının kaybolması davasına ilişkin yürütülen takibat kapsamında, 12 Mayıs 2026 tarihinde saat 17.00’de (Şam saati) Brüksel’de, Suriyeli bir insan hakları kuruluşu aracılığıyla USB bellek içerisinde 29 video kaydı teslim aldığını duyurmuştu.
Komisyon, bu davaya hassasiyet, saygı ve ahlaki olduğu kadar ulusal bir sorumluluk bilinciyle yaklaşılması, doğrulanmamış bilgilerin dolaşıma sokulmasından veya mağdurların onuruna ve ailelerinin duygularına zarar verebilecek içeriklerin yayımlanmasından kaçınılması çağrısında bulundu. Ayrıca davanın sosyal medyada tartışılmasına eşlik eden bazı nefret söylemleri, hain ilan etme girişimleri ve kışkırtıcı söylem biçimlerinden duyduğu endişeyi dile getirdi.
V.K / M.Y