ŞAM (SANA) – İslam dünyasında şer‘î ilimlerin üniversite düzeyinde kurumsallaşmasına yön veren seçkin yapılardan biri olan Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi, tarihsel derinliği, metodolojik yaklaşımı ve yetiştirdiği ilmî kadrolarla bölgesel bir referans noktası olarak öne çıkıyor.
Bu, fakültenin kuruluş mantığını, akademik mimarisini, ilmî mirasını ve yakın tarihindeki sınamalar karşısında sergilediği sürekliliği ele alıyor.
Kurumsallaşmanın Mantığı ve Tarihsel Zemin
Fakülte, 1954 yılında düşünür ve âlim Mustafa es-Sibai’nin öncülüğünde kuruldu.
Sibai, Şam Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki akademik konumu ile milletvekilliği görevinden doğan kamusal etkisini, şer‘î ilimlerin modern üniversite çatısı altında kurumsallaşması hedefi doğrultusunda seferber etti.
Uzun soluklu ilmî ve idarî hazırlıkların ardından fakültenin resmen ilan edilmesi, Suriye’de şer‘î eğitimin ilk kez tam anlamıyla üniversite sistemine eklemlendiğini simgeledi.
Açılış töreni 20 Nisan 1955’te, dönemin devlet başkanı Haşim el-Atasi, üst düzey devlet erkânı ve yabancı diplomatik temsilcilerin katılımıyla gerçekleştirildi. İlk dekan sıfatıyla açılış konuşmasını yapan Sibai, fakültenin bilimsel özgünlük, metodolojik disiplin ve eleştirel düşünceyi esas alan bir akademik misyon taşıdığını vurguladı.
Açılış töreni 20 Nisan 1955’te, dönemin devlet başkanı Haşim el-Atasi, üst düzey devlet erkânı ve yabancı diplomatik temsilcilerin katılımıyla gerçekleştirildi. İlk dekan sıfatıyla açılış konuşmasını yapan Sibai, fakültenin bilimsel özgünlük, metodolojik disiplin ve eleştirel düşünceyi esas alan bir akademik misyon taşıdığını vurguladı.

Bu kurumsallaşma, 1929’da Şeyh Behcet el-Bîtar’ın öncülüğündeki Âlî Edebiyat Okulu gibi önceki teşebbüslerin oluşturduğu fikrî zeminin üzerine inşa edildi.
Akademik Mimari ve Eğitim Anlayışı
Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi, klasik İslam ilimlerini çağdaş akademik yöntemlerle birlikte ele alan bütüncül bir eğitim anlayışına sahiptir.
Lisans, yüksek lisans ve doktora düzeylerinde yürütülen programlar, meslekî formasyonun ötesine geçerek araştırma üretimini ve metodolojik yetkinliği merkeze alır. Eğitim yaklaşımı, klasik kaynaklara derin vukuf ile modern düşünsel tartışmaları birlikte kavrayabilen akademik kadrolar yetiştirmeyi hedefler.
Son yıllarda programların yeniden yapılandırılması, şer‘î ilimlerin hukuk, ekonomi ve çağdaş toplumsal meselelerle ilişkisini güçlendiren bir yönelimi yansıtmıştır. Kur’an ve Hadis, Akaid ve Dinler, İslam Fıkhı ve Usulü, İslam Ekonomisi ve Katılım Bankacılığı ile Şeriat ve Hukuk eksenlerinde derinleşen bu yapı, fakültenin yalnızca geleneği aktaran değil, güncel sorunlara akademik cevaplar üreten bir düşünce merkezi olarak konumlanmasını sağlamıştır.
Âlimler, Metodoloji ve İlmi Miras
Fakültenin akademik kimliği, burada görev yapan seçkin âlimlerin katkılarıyla şekillendi. Çağdaş fıkhın önde gelen isimlerinden Vehbe ez-Zuhayli, hadis ilimleri ve isnad tenkidi alanında referans olarak kabul edilen Nureddin Itr, usul ve fıkıh çalışmalarına katkılarıyla tanınan Muhammed Abdülgani ed-Dakar ve Mustafa el-Boğa, fakültenin metodolojik derinliğini belirleyen isimler arasında yer aldı.

Bu isimler, klasik metinlerle çağdaş akademik disiplinler arasında kurdukları denge sayesinde, fakültenin eğitim anlayışını dar bir gelenekçilikten uzak tutarak eleştirel ve üretken bir çizgide konumlandırdı. Bu miras, fakültenin bölgesel ve uluslararası ölçekte tanınırlığını pekiştirdi
Siyasal Baskılar Karşısında Süreklilik ve Uluslararası Etki
Fakültenin yakın tarihi, akademik hayatın siyasal baskılardan etkilendiği bir dönemi de kapsıyor. Fakültede öğretim üyesi olarak görev yapmış olan Teysir Hamis el-Ömer, devrik rejim döneminde liyakat dışı atamalar, güvenlik soruşturmaları, görevden uzaklaştırmalar ve seyahat yasaklarının akademik ortamı zedelediğini ifade etti.

Çok sayıda öğretim üyesi “istifa etmiş sayılma” kararlarıyla üniversiteden uzaklaştırılırken, bazı akademisyenler cezaevlerinde hayatını kaybetti. Buna rağmen fakülte, ilmî kimliğini bütünüyle yitirmeden varlığını sürdürmeyi başardı. Bu süreklilik, fakültenin uluslararası etkisine de yansıdı.
Türkiye’den gelerek burada eğitim alan ve bugün Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi’nde görev yapan Hikmet Atan, Şam’daki eğitimin derinliğini ve akademik kadronun niteliğini vurguluyor. Mezun tanıklıkları, fakültenin farklı coğrafyalardan öğrencileri buluşturan çok yönlü bir ilmî çevre sunduğunu ve İslamî ilimlerin evrensel boyutunu doğrudan tecrübe etme imkânı sağladığını gösteriyor.

Bugün Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi, tarihsel kırılmalara ve siyasal baskılara rağmen, İslam dünyasında akademik şer‘î eğitimin kurumsal sürekliliğini temsil eden seçkin yapılardan biri olarak konumunu koruyor. Geçmişle bağını koparmadan çağdaş akademik ihtiyaçlara cevap verme misyonunu sürdüren bu yapı, ilmî üretim ve metodolojik titizlik temelinde varlığını devam ettiriyor.
Muhammed Mustafa