İSTANBUL (SANA) – İstanbul’un Galata semtinde yer alan Arap Camii, kentin Bizans, Latin ve Osmanlı dönemlerine uzanan çok katmanlı tarihsel yapısını yansıtan, dikkat çekici dini yapılardan biri olarak öne çıkıyor.
Caminin, Emevî kumandanı Mesleme bin Abdülmelik tarafından 716–717 yıllarında gerçekleştirilen İstanbul kuşatması sırasında inşa edildiğine dair rivayetin tarihî bir dayanağının bulunmadığı; Bizans döneminde Müslümanlar için yapılmasına izin verilen mescidin ise şehrin surları içinde yer aldığı bilinmektedir.
Kiliseden camiye uzanan süreç
Yapının bulunduğu alanda, VI. yüzyıla tarihlenen Aya İrini Kilisesi’nin kalıntıları üzerine, Latin hâkimiyeti döneminde San Paolo adıyla bir kilise inşa edilmiştir. XIV. yüzyılın başlarında ise Dominiken tarikatına mensup rahipler tarafından burada büyük bir manastır ile San Paolo ve San Domenico adına yeni bir kilise kurulmuştur.
XIV ve XV. yüzyıllarda çok sayıda İtalyan’ın bu alana defnedildiği, tarihî kaynaklarda yer almaktadır.
İstanbul’un fethinin ardından yapı, Fatih Sultan Mehmed’in vakfı olarak 1475 yılı civarında camiye dönüştürülerek “Galata Camii” adıyla anılmaya başlanmıştır.
“Arap Camii” adının ortaya çıkışı
1492 yılında Endülüs’te Benî Ahmer (Benî Nasr) Devleti’nin yıkılmasının ardından İspanya’dan göç eden Müslümanların bu cami çevresine iskân edilmesiyle yapı, “Arap Camii” adıyla anılmaya başlanmıştır.
Bu gelişme, caminin esasının fetihten önce Müslüman Araplar tarafından kurulduğu yönündeki rivayetlerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır.
Kare planlı çan kulesinin, Türk mimarisine yabancı olmakla birlikte Suriye’de ve özellikle Şam’daki Emevî Camii minarelerine benzerliği, bu anlatıların yayılmasında etkili olan unsurlar arasında değerlendirilmektedir.
Osmanlı döneminde onarımlar
Arap Camii, Osmanlı döneminde farklı onarım ve düzenlemelerden geçmiştir. Yapı, III. Mehmed döneminde onarılmış, XVII. yüzyılın sonlarında ise çevresindeki yapılar yıktırılmıştır. II. Mustafa’nın eşi ve I. Mahmud’un annesi Sâliha Sultan tarafından XVIII. yüzyılda genişletilen camiye yeni bir şadırvan eklenmiştir.
1807 yılında meydana gelen yangının ardından yapı kısa sürede onarılmış, bu tamir sırasında Divan-ı Hümâyun kâtiplerinden Hacı Emin Efendi tarafından yazılan manzum tarihçe mihrabın sağ duvarına yerleştirilmiştir. XIX. yüzyılda Adile Sultan tarafından avlu altına bir sarnıç ve günümüzde görülen şadırvan yaptırılmış, XX. yüzyılın başlarında ise kapsamlı bir restorasyon süreci yürütülmüştür.
Mimari özellikler
Dikdörtgen planlı yapı, farklı dönemlerin mimari izlerini bir arada barındırmaktadır. Kıble tarafındaki gotik üslûplu bölümler Latin kilisesinden kalırken, 1913 yılında inşa edilen son cemaat yeri Arap mimarisi üslûbunu yansıtmaktadır. Minarenin altındaki Bizans dönemine ait tuğla duvar kalıntıları ile kiliseden kalan fresk izleri, yapının tarihsel sürekliliğini ortaya koymaktadır.
Arap Camii, bugün hem ibadete açık bir cami olmasının yanı sıra, Şam merkezli Emevî döneminin tarihî hafızasını, özellikle Şam’daki Emevî Camii ile kurulan sembolik bağ üzerinden, İstanbul’da hatırlatan önemli bir mimari miras olarak varlığını sürdürmektedir.