ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik planlanan saldırıyı askıya alması, krizi diplomatik sürece taşırken taraflardan gelen çelişkili açıklamalar belirsizliği koruyor.
Başkentler (SANA) – ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik planlanan saldırıyı askıya alarak müzakerelerin yeniden başlamasına imkan tanımasının ardından, ABD-İran krizinde diplomatik süreç öne çıktı. Büyük çaplı ABD-İsrail saldırısı beklentilerinin saatlerce yükselmesi, bölgedeki gerilimi artırmıştı.
Trump, kararın İran ve bölgedeki çeşitli ülkelerin taleplerine yanıt olarak; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve İran’ın nükleer dosyasının ele alınmasını kapsayan “anlaşma parametrelerine” ulaşılması ışığında alındığını belirtti.
ABD güçlerinin en üst hazırlık seviyesinde kalacağını vurgulayan Trump, saldırının askıya alınmasının, müzakerelerin başarısız olması durumunda askeri seçeneği dışlamadığını kaydetti.
CNN, Katar ve Pakistan’ın yanı sıra Suudi Arabistan’ın da yer aldığı bölgesel arabuluculuk çabalarının, gerilimi kontrol altına almak ve bölgenin daha geniş çaplı bir askeri çatışmaya sürüklenmesini önlemek amacıyla yoğunlaştığını bildirdi.
Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Trump arasındaki telefon görüşmesinde, bölgenin güvenlik ve istikrarının korunması için diyaloğa ve gerilimin düşürülmesine öncelik verilmesinin öneminin ele alındığını aktardı.
Karmaşık göstergeler
Diplomatik süreçte ilerleme sağlandığı yönündeki açıklamalara rağmen iki taraftan karışık sinyaller gelmeye devam etti. Trump hızlı bir anlaşmaya varılabileceğini belirtirken, Tahran herhangi bir anlaşmanın bulunduğunu reddetti.
İranlı yetkililer, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer kısıtlamalarının sürdüğünü teyit eden açıklamalar yaparken, Washington boğazın yeniden açılmasının gelecekte varılacak herhangi bir anlaşmanın temel şartı olduğunu savunuyor.
Bölgesel hareketlilik
Suudi Arabistan, son saatlerde gerilimi kontrol altına alma çabalarını destekleyen önde gelen taraflardan biri olarak öne çıktı. Suudi Veliaht Prensi, Trump ile görüşmesinde diplomatik çözümlere öncelik verilmesi ve çatışmanın genişlemesinin önlenmesi gerektiğini vurguladı.
Uluslararası medya haberlerine göre bu tutum, ateşkesin güçlendirilmesi ve seyrüsefer özgürlüğünün sağlanmasına odaklanan Katar, Ürdün ve Kuveyt’in açıklamalarıyla örtüşüyor. Bu durum, daha geniş bir çatışmadan kaçınma konusunda bölgesel bir uzlaşı bulunduğunu gösteriyor.
ABD’den Net Mesajlar
Washington, diplomatik çabalara paralel olarak müzakerelerin başarısız olması halinde askeri seçeneğin masada kalacağını teyit etti.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran’ın askeri kapasitesinin önemli darbeler almasının ardından müzakereye daha istekli hale geldiğini belirtti. İran’ın nükleer silah edinmesini engellemenin ABD’nin önceliği olduğunu kaydeden Rubio, Tahran’ın bölgesel tutumunun ancak yayılmacı politikalarının maliyetinin artırılmasıyla değiştirilebileceğini savundu.
Rubio ayrıca Körfez ülkelerinin, İran rejiminin güvenlik ve istikrarlarına yönelik tehdidinin boyutunu anladığını ifade etti.
İran’daki çelişkiler
Tahran, her türlü saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu açıklarken, aracı güçlere olan bağımlılığını sürdürmesi ve Hürmüz Boğazı hakkında çelişkili açıklamalar yapması, İran rejiminin karşı karşıya bulunduğu baskıların boyutunu yansıtıyor.
Artan ekonomik krizler, süren uluslararası izolasyon ile askeri ve siyasi baskılar, İran’ın manevra alanını daraltıyor.
Açık bir süreç
Son gelişmeler, bölgenin nihai bir çözümden ziyade temkinli bir gerilimi düşürme sürecine girdiğine işaret ediyor. Washington, operasyonların askıya alınmasının sürmesini müzakerelerde hızlı ilerleme sağlanmasına bağlıyor.
İran ise zorlu bir seçenekle karşı karşıya bulunuyor: Politikalarını sınırlayan anlaşmaları kabul etmek ya da gerilimin yeniden tırmanması ve bunun bölgenin güvenlik ile istikrarı üzerindeki daha geniş etkileri riskini göze almak. Krizin geleceği, önümüzdeki günlerde yapılacak diplomatik temasların sonuçlarına bağlı olacak.
T.K / M.Y