ŞAM (SANA) – Tahran‘ın %60 oranında uranyum zenginleştirmesi ve nükleer tesislerinin kapasitesi, uluslararası kamuoyunda nükleer silah eşiğine yaklaşıldığı endişelerini artırırken; bölgedeki askeri gerilimleri de tırmandırıyor.
İran’ın nükleer programına yönelik uluslararası uyarılar, hem bölgesel hem de küresel güvenlik üzerindeki riskler nedeniyle giderek artıyor. Tahran’ın herhangi bir müzakereye dahil etmeyi reddettiği füze programıyla birlikte nükleer faaliyetleri, ABD-İsrail-İran gerilimini tırmandıran temel unsurlardan biri haline geldi.
İran, nükleer programının tamamen barışçıl amaçlı olduğunu savunsa da, on yıllardır süregelen gizli tesis inşası ve hem plütonyum hem de yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum üretebilen reaktör geliştirme çabaları şüpheleri canlı tutuyor. Tahran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşma hedefi güttüğüne dair bu endişeler, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesine yol açmıştı.
1950’lerde dış destekle başlayan ve 1990’larda Rusya ile iş birliği içinde genişleyen program kapsamında İran, bugün uranyumu %60 saflıkta zenginleştiriyor. Bu oran, nükleer silah yapımı için gerekli olan %90 seviyesine kolayca çıkarılabilecek bir eşik olarak kabul ediliyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), daha önce nükleer silah geliştirmemiş hiçbir ülkenin bu seviyeye ulaşmadığına dikkat çekerken; Batılı güçler, bu denli yüksek zenginleştirmenin sivil bir gerekçesi olamayacağını vurguluyor.
İran’ın en kritik nükleer tesisleri
İran’ın nükleer faaliyetleri, ülke geneline yayılmış stratejik tesislerde yürütülüyor:
- Buşehr Nükleer Santrali: Buşehr şehrinin 17 km güneydoğusunda yer alan tesis, düşük dereceli uranyum kullanarak elektrik üretimi sağlıyor. Yaklaşık 1000 megavat kapasiteye sahip santral, İran’ın elektrik ihtiyacının %2’sini karşılıyor. CSIS raporuna göre, doğrudan bir saldırı devasa bir radyasyon felaketine yol açabilir. Santral Rus denetiminde ve UAEA gözetiminde işletiliyor.
- Fordu Tesisi: Kum şehri yakınlarında, bir dağın 80 metre altında bulunan tesis, uranyumu %20 ve %60 oranında zenginleştirme işlevine sahip. Dağ içine gömülü olduğu için imha edilmesi oldukça güç olan ve 2009’da inşa edilen tesis, 2025’te İsrail saldırılarının hedefi olmuştu.
- Natanz Tesisi: Tahran’ın 220 km güneydoğusundaki ana uranyum zenginleştirme merkezidir. Yeraltında büyük ölçekli, yer üstünde ise pilot tesisler barındıran merkez, 50 bin santrifüj barındıracak şekilde tasarlanmıştır. Defalarca İsrail ve ABD saldırılarına maruz kalan tesisteki bir sızıntı, geniş çaplı nükleer kirliliğe yol açabilir.
- Arak Ağır Su Reaktörü (IR-40): Tahran’ın güneybatısındaki tesis, nükleer silah yapımında kullanılan plütonyum üretme kapasitesine sahip. Yılda 9-10 kg plütonyum üreterek yaklaşık iki atom bombası yapımına olanak sağlayabilir.
- İsfahan Nükleer Yerleşkesi: İsfahan eyaleti merkezindeki yerleşke; 4 araştırma reaktörü, zenginleştirme tesisi ve zirkonyum üretim merkezi içerir. Uranyumun gaza dönüştürülmesi ve nükleer bileşen üretimi burada gerçekleştirilir.
Karmaşık ve yaygın tesis ağı
İran’ın programı sadece ana reaktörlerle sınırlı kalmıyor. Yezd yakınlarındaki Anark tesisi nükleer atık yönetimi için kullanılırken, Fars eyaletindeki Fasa tesisi uranyum dönüşümünde kritik rol oynuyor. Tahran’daki Şerif Üniversitesi santrifüj teknolojileri için bir araştırma üssü işlevi görüyor. 2021’de saldırıya uğrayan Kerec tesisi ise santrifüj bileşenlerinin üretim merkezidir.
Ayrıca Tahran yakınlarındaki Parçin tesisi patlayıcı testleri ve nükleer başlık geliştirme şüpheleriyle gündemdeyken, İvanki bölgesindeki “Rainbow” sahası trityum araştırmaları ve füze programlarını birleştiriyor. Natanz yakınlarında inşa halindeki “Cebel el-Fes” (Balta Dağı) tesisinin ise en gizli zenginleştirme sahalarından biri olacağı düşünülüyor.
Askeri amaçlı faaliyetler ve anlaşmanın çöküşü
İran Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na (NPT) taraf olmasına rağmen, UAEA’nın 10 yıllık araştırması, Tahran’ın 2003 yılına kadar “Amad Projesi” kapsamında nükleer patlayıcı geliştirme faaliyetleri yürüttüğünü ortaya koymuştu.
2015’teki nükleer anlaşma ile bu faaliyetler kısıtlansa da, ABD’in 2018’de çekilmesiyle İran tüm taahhütlerini askıya aldı. Bugün gelinen noktada %60 oranında zenginleştirme ve gelişmiş santrifüj kullanımı, bölge ve dünya istikrarı üzerindeki tehdit algısını en üst seviyeye taşımış durumda.