HALEP (SANA) – Suriye’nin en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Halep’in tarihi kent dokusunun kalbinde yükselen Halep Kalesi, kentin üzerinde yaklaşık 38 metre yüksekliğe ulaşan konumuyla binlerce yıla yayılan siyasi, askeri ve mimari bir geçmişi bünyesinde barındırıyor.
Tarih boyunca bölgeden geçen ordulara karşı güçlü bir savunma noktası olarak kullanılan kale, Halep surları ve burçlarıyla birlikte kentin kimliğinin ayrılmaz bir unsuru olmayı sürdürüyor.
Konum ve Tahkimat: Savunma Mimarisinin Zirvesi
Araştırmacı Abdullah Haccar, “Halep’in Arkeolojik Anıtları” adlı eserinde kalenin mühendislik özelliklerini ayrıntılı biçimde ele alıyor.
Buna göre kaleyi çevreleyen derin hendek, Eyyubi hükümdarı Zahir Gazi döneminde kazdırılmış ve hendeğin iç eteklerine savunmayı güçlendirmek amacıyla bir duvar inşa edilmiştir.
Hendeğin bazı bölümlerinde derinliğin 22 metreye, genişliğin ise yaklaşık 30 metreye ulaştığı, saldırılara karşı ek koruma sağlamak amacıyla zaman zaman suyla doldurulduğu belirtilmektedir.
Halep Kalesi’nin ana girişi, mimari açıdan farklı dönemlerin izlerini taşımaktadır. Girişin alt bölümü Roma dönemine uzanarak Milattan Sonra 3. yüzyıla tarihlenirken, üst bölümü 15. yüzyılda eklenmiştir.
Kale burçları ve surlarının büyük bölümü ise 13. ile 16. yüzyıllar arasında inşa edilerek savunma sisteminin çok katmanlı bir yapıya kavuşmasını sağlamıştır.
Aynı kaynaklara göre Halep Kalesi, Arap-İslam askeri mimarisinin en seçkin örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. 540 yılında Sasani saldırıları sonucu ağır tahribata uğramasına rağmen yeniden inşa edilen kale, Moğol hükümdarı Hülagü’nün kuşatması sırasında muhafızlarının can güvenliği sağlanacağı vaadi üzerine teslim olmuş, ancak Hülagü’nün bu sözü tutmaması sonucu muhafızlar öldürülmüştür. Bu olay, kalenin tarihindeki en dramatik kırılma noktalarından biri olarak kayda geçmiştir.
Memlük ve Osmanlı Dönemlerinde Kale Yaşamı
Halep Kalesi, yalnızca bir askeri yapı olmanın ötesinde, Orta Çağ’da kalelerin içindeki yaşamı yansıtan kapsamlı bir model sunmaktadır. Kale bünyesinde İbrahim El-Halil Camii, Ulu Cami, yüksek kuleler ve güney kışlası gibi dini ve askeri yapılar ile Dar El-Avamid, Dar El-Dahab, Dar El-Şahes ve Dar El-Ezz gibi konutlar yer almaktadır. Bu yapılaşma, kalenin aynı zamanda idari ve sivil bir merkez olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır.
Araştırmacı Abdullah Haccar, kalede gerçekleştirilen arkeolojik kazıların önemine de dikkat çekmektedir. Bu kazılarda Milattan Önce 9. yüzyıla tarihlenen bir tapınak, Roma ve Bizans dönemlerine ait lahitler ile Bizans İmparatoru I. Justinianus döneminde inşa edilmiş su sarnıçları gün yüzüne çıkarılmıştır.
Haccar’a göre Justinianus, yıkıma uğrayan Halep surlarını yeniden inşa ederek, dönemin Pers saldırılarına karşı kentin stratejik savunma gücünü artırmıştır.
Memlük döneminde kale, özellikle 1260 yılında Ayn Calut Zaferi’nden sonra Sultan Zahir Baybars tarafından restore edilerek yeniden önem kazanmış ve bir refah dönemine girmiştir. Daha sonra Hicri 691 yılında Memlük Sultanı El-Eşref Halil bin Kalavun, Franklar ve Tatarlar üzerindeki askeri başarılarını belgeleyen ünlü bir yazıtı kalenin ana girişine kazıtmıştır.
Osmanlı dönemine gelindiğinde ise 1516’daki Merc Dabık Muharebesi’nden sonra kalenin askeri işlevi giderek azalmış, yapı daha çok Ağa aileleri olarak bilinen yerel ileri gelenler için idari ve yerleşim merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Restorasyonlar, Depremler ve Taş Kitabeler
Kaynak eser, Halep Kalesi’nin tarih boyunca geçirdiği restorasyon sürecini de ayrıntılı biçimde ele almaktadır. Buna göre Zahir Gazi bin Selahaddin Eyyubi, kalenin etrafını hendekle çevirmiş, ana girişini üç demir kapıyla güçlendirmiş ve kale içinde büyük bir cami inşa ettirmiştir. Moğol istilasından sonra Sultan Zahir Baybars tarafından onarılan kale, Timur’un 1401 yılında gerçekleştirdiği yıkımın ardından 1417’de Sultan Müeyyed döneminde yeniden restore edilmiştir.
Kale, tarih boyunca yıkıcı depremlerden de etkilenmiştir. Bunların en şiddetlisi, 1138 yılında meydana gelen ve yaklaşık 8,5 büyüklüğünde olduğu kabul edilen depremdir. Bu felaketin ardından Nureddin Zengi tarafından demir kaplamalı surlar inşa edilmiştir. 1822’deki büyük depremden sonra ise Mısır Valisi İbrahim Paşa, 1831 yılında kapsamlı onarım çalışmaları yaptırmış ve kale yamaç taşlarından bir askeri kışla inşa ettirmiştir.
Halep Kalesi’nde bulunan taş kitabeler, yapının tarihsel sürekliliğini belgelemektedir. Bunlar arasında 465 Hicri yılına, yani 1072 tarihine ait Mahmud bin Nasr bin Salih bin Mirdas adına düzenlenmiş kitabe en eski örneklerden biridir. Bunun yanı sıra Nureddin Zengi, Zahir Gazi ve Aziz Muhammed dönemlerine ait yazıtlar ile Memlük Sultanları Berkuk ve Kansu Guri’ye ait kitabeler dikkat çekmektedir. Osmanlı döneminden günümüze ulaşan tek yazıt ise Kanuni Sultan Süleyman’a aittir.
Kentin Hamamları ve Hanlarıyla Bütünleşen Bir Miras
Abdullah Haccar’ın çalışması, Halep Kalesi ile sınırlı kalmayarak kentin hamamları ve hanlarını da kapsamlı biçimde ele almaktadır.
Halep’te tarih boyunca yaklaşık 177 hamamın bulunduğu, Sultanî Hamamı ve Melik Nasır Yusuf Hamamı’nın ise İslam Doğu mimarisinin gelişimini yansıtan en önemli örnekler arasında yer aldığı belirtilmektedir. Ayrıca Memlük dönemine ait Sabun Hanı, Hayrbek Hanı ve Abrak Hanı ile Osmanlı döneminden Vezir Hanı, Bakırcılar Hanı, El-Alebiyye Hanı ve Halat Hanı gibi yapılar ile ünlü kayseriyeler de belgelenmiştir.
Yeniden Ziyaretçilere Açıldı
Binlerce yıllık geçmişiyle tek bir haberle özetlenmesi mümkün olmayan Halep Kalesi, son 14 yıl boyunca Esed rejiminin hava ve kara saldırılarının yol açtığı ağır tahribatın yanı sıra uzun süreli kapanma ve ihmalin ardından, aylar süren restorasyon çalışmalarının tamamlanmasıyla 27 Eylül itibarıyla yeniden ziyaretçilere açıldı. 1986 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Halep Kalesi, bugün de Suriye’nin ve bölgenin en önemli tarihî ve kültürel simgelerinden biri olma özelliğini koruyor.
