ŞAM (SANA) – Başkent Şam’ın tarihi mahallelerinden Kanavat’ta yer alan Şam Miras Evi, ziyaretçilerini kentin köklü geçmişine doğru canlı ve anlamlı bir yolculuğa çıkarıyor.
Geleneksel yaşamın izlerini taşıyan bu mekân, hikâyeler, hatıralar ve özgün miras eserleri aracılığıyla Şam kültürünü yalnızca sergilemekle yetinmiyor, onu bir kimlik, tarih ve ortak hafıza olarak yeniden canlandırıyor.
Geçmişten Bugüne Uzanan Bir Kültür Yolculuğu
Bu kültürel girişimin ardında, Şam mirası üzerine uzun yıllardır çalışmalar yürüten araştırmacı Heysem Tabbaha bulunuyor. Tabbaha, bu evi geçmiş ile bugün arasında yaşayan bir köprüye dönüştürerek, Şam’ın geleneksel yaşam kültürünü ve mimari hafızasını gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlıyor.
SANA muhabirine konuşan Tabbaha, Şam Miras Evi fikrinin yaklaşık on beş yıl önce ortaya çıktığını belirtiyor.
Projenin ilk olarak Emin Mahallesi’nde, tek katlı bir yapıda hayata geçirildiğini ifade eden Tabbaha, daha sonra Kanavat’taki mevcut geleneksel Arap evine taşınmalarıyla birlikte koleksiyonun zaman içinde genişlediğini söylüyor.
Yaklaşık yüz metrekarelik bir alanı kapsayan ev, Şam evlerine özgü mimari düzeniyle dikkat çekiyor. İç avluya açılan Liwan (Eyvan), evin merkezinde yer alan Ard al-Diyar (Avlu), sokağa bakan iki oda ve ara sokağa açılan iki oda, mekânın temel yapısal unsurlarını oluşturuyor.
Evde ayrıca kadınlara ayrılan özel bölüm Haremlik (Haremlik) ve erkek misafirlerin kabul edildiği Selamlık (Selamlık) olmak üzere iki ayrı giriş bulunuyor. Bu mimari düzenleme, geleneksel Şam evlerinde mahremiyet ve sosyal denge anlayışının mimariye nasıl yansıdığını açık biçimde ortaya koyuyor. Yapının kendisi de, sergilenen mirasın ayrılmaz bir parçası olarak Şam geleneksel mimarisinin ruhunu yaşatıyor.
Şam Toplumunun Günlük Hayatını Anlatan Yaşayan Bir Müze
Şam Miras Evi’nde sergilenen koleksiyonlar, kentin gündelik yaşamına dair zengin bir panorama sunuyor. Bakır mutfak eşyaları, seramikler, cam objeler, geleneksel dokumalar, tespihler, yüzükler, pullar, madeni paralar, eski fotoğraflar ve belgeler bu koleksiyonun önemli parçaları arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra, yirminci yüzyılın ortalarına ait İngiliz yapımı çevirmeli telefon, eski fotoğraf makineleri ve radyolar gibi tarihi cihazlar da ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.
Sergilenen en dikkat çekici parçalar arasında yaklaşık iki yüz elli yıllık bir Fransız kılıcı ve kemeri bulunuyor. Ayrıca bakır babur, bakır tencere, eski tip ütü, Şinko olarak bilinen bakır ibrik ve alüminyum ibrikler gibi özgün Şam ev eşyaları da koleksiyonun önemli unsurları arasında yer alıyor.
Tabbaha, bu eşyaların modern üretimle birebir taklit edilemediğini ve her birinin geçmişe ait özgün bir yaşam biçimini yansıttığını vurguluyor.
Her parçanın kendine özgü bir hikâyesi olduğunu dile getiren Tabbaha, miras toplama tutkusunun çocukluk yıllarında başladığını ve bugün hâlâ Şam’ın eski yaşamını tamamlayacak eksik parçaların izini sürmeye devam ettiğini ifade ediyor.
Şam Miras Evi’nin yalnızca bir sergi alanı değil, yaşayan bir kültür platformu olduğunu belirten Tabbaha, mekânda sosyal geleneklerden gündelik yaşama, tarım ve hasat araçlarından bu alanlarla bağlantılı halk deyimlerine kadar geniş bir kültürel mirasın ziyaretçilere aktarıldığını söylüyor.
Projeye dair gelecek hedeflerini de paylaşan Tabbaha, Şam Miras Evi’nin ilerleyen aşamalarda Esad Paşa Hanı gibi daha geniş ve tarihi mekânlara taşınarak koleksiyonun daha kapsamlı biçimde sergilenmesini arzuladığını dile getiriyor. Aynı zamanda ilgili resmi kurumlara çağrıda bulunarak, kültürel mirasın korunması ve tarihî yapıların restorasyonunun kolaylaştırılması yönünde daha fazla destek beklediklerini ifade ediyor.
Şam Miras Evi, kökenleri on sekizinci yüzyıla uzanan Kanavat Mahallesi’nin bir parçası olarak, Osmanlı döneminde Şam’ın eski surlarının dışında gelişen kentsel genişlemenin günümüze ulaşan önemli tanıklarından biri olma özelliğini koruyor.








