HUMUS (SANA) – Suriye‘nin orta kesimindeki en eski arkeolojik yapılardan biri olan Humus Kalesi, milattan önce üçüncü bin yıla uzanan köklü geçmişiyle medeniyetlerin askeri ve kültürel mirasını günümüze taşıyor.
Suriye‘nin Humus kentinde, eski şehrin güneybatısında yer alan ve deniz seviyesinden 533 metre yükseklikteki bir tepede yükselen Humus Kalesi, bölgenin en önemli tarihi sembollerinden biri olma özelliğini koruyor. Yaklaşık 32 metre yükseklikteki bir höyük üzerine kurulu olan kale, mimari yapısıyla yüzyıllar boyunca süregelen savunma stratejilerini gözler önüne seriyor.
Stratejik konumu ve mimari yapısı
Tarihi belgeleme araştırmacısı Amjad El-Şebli, kalenin konumu ve yapısı hakkında yaptığı değerlendirmede, kalenin ana yola hakim bir noktada bulunduğunu belirtti. Geçmişte Bab El-Türkman’dan Bab El-Siba’ya kadar uzanan geniş bir savunma hendeği ve surlarla çevrili olan yapının, zamanla şehirleşme ve yol genişletme çalışmaları kapsamında bazı bölümlerinin söküldüğünü, hendeğin ise günümüzde park olarak kullanıldığını ifade etti.
El-Şebli, kalenin kuzey yamacının oldukça dik bir eğime sahip olduğunu vurgulayarak şu bilgileri verdi: “Kalenin yapısı, doğal kaya tabanı ile inşa edilmiş üst bölümlerin birleşimidir. Yan yüzeyler, 12. ve 13. yüzyıl Eyyubi ve Memluk kalelerinin karakteristik özelliği olan siyah taşlarla kaplanmıştır. Kuzeydoğu tarafındaki bir kule ise orijinalliğini koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır.”
Antik höyükten Roma’nın dini merkezine
Humus Höyüğü (Tell), kentin en eski yerleşim alanı olarak biliniyor. Bölgede yapılan kazılarda elde edilen seramik buluntular, buradaki insan varlığının MÖ 3. bin yılın ikinci yarısına kadar uzandığını kanıtlıyor. Roma İmparatorluğu döneminde Julia Domna’nın etkisiyle kentsel bir dönüşüm yaşayan Humus, dairesel yapısını bırakarak Helenistik-Roma modeline uygun dikdörtgen bir plana geçti. Bu dönemde höyük, bölge halkı tarafından “Elagabalus” olarak adlandırılan Güneş Tanrısı’na adanmış görkemli bir tapınağa ev sahipliği yaparak şehrin dini merkezi haline geldi.
Güneş Tapınağı’ndan askeri garnizona
Arkeolojik çalışmalar, höyük üzerindeki kültürel değişimi de belgelerle ortaya koyuyor. Kazılarda bulunan ve üzerinde antik Yunanca yazıt yer alan 57 santimetrelik kireçtaşı blok, “Goulasis oğlu Maidolos” tarafından Güneş Tanrısı‘na sunulan bir sunağı işaret ediyor. Hristiyanlığın yayılması ve Bizans dönemine geçilmesiyle birlikte, bu dini merkez kademeli olarak askeri bir garnizona dönüştü.
Şîrkûh dönemi ve “Kraliyet Şehri” kimliği
Humus Kalesi, en görkemli dönemini vali Esedüddin Şîrkûh döneminde yaşadı. Şîrkûh , kaleyi konutlar, depolar, cami ve tam teşekküllü savunma sistemleriyle donatarak adeta “minyatür bir kraliyet şehri” haline getirdi. Kalenin kuzey kulesindeki kitabeler, bu yapıların inşasını ve Hicri 594 yılındaki restorasyon çalışmalarını doğruluyor. Sultan El-Mujahid döneminde de stratejik önemi nedeniyle kalenin hendekleri derinleştirilerek savunma hatları tahkim edildi.
Osmanlı Mushafı ve askeri dönüşüm
Kalenin içinde yer alan ve “Sultan Camii” olarak da bilinen ibadethane, uzun yıllar boyunca Hz. Osman’a nispet edilen nadir bir Kur’an-ı Kerim nüshasına ev sahipliği yaptı. Bu tarihi el yazması, güvenlik gerekçesiyle Halid bin Velid Camii’ne taşınmış, Osmanlı’nın son döneminde ise Cemal Paşa tarafından İstanbul’a gönderilmiştir.
Ateşli silahların ve topçuluğun gelişmesiyle kalelerin klasik savunma rolleri değişse de Humus Kalesi, stratejik bir eğitim merkezi olarak kullanılmaya devam etti. Kalenin batı kısmında bugün hala kullanılan giriş kapısı, o dönemde ağır topların içeriye taşınmasını kolaylaştırmak amacıyla açılmıştır.

