ŞAM (SANA) – Şam’daki Ebu Rummane Arap Kültür Merkezi, “Devrik Rejimi Tutukluları: Geçmişin Acıları ve Umut Edilen Özgürlük” başlıklı bir panele ev sahipliği yaptı.
Etkinlik, Şam Kültür Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Şam Devrimi Hafızası” seminer dizisinin bir parçası olarak gerçekleştirildi.
Panele katılan çok sayıda eski tutuklu, devrik rejimin hapishanelerinde yaşadıkları karanlık yıllara ilişkin çarpıcı tanıklıklarını paylaştı. Katılımcılar, Suriye’nin hafızasının belgelenmesinin, geçiş dönemi adaletine ve yeni devletin inşasına giden yolda temel bir adım olduğunu vurguladı.
Cehennemin Kalbinden Gelen Tanıklıklar
Eski tutuklulardan Yehya Neşvâti, Mezze Askerî Hastanesi’nde tutulduğu dönemde tanık olduğu idam sahnelerini anlatarak sözlerine başladı: “Hafıza unutmaz. Zincirlerin sesi, hapisten çıktıktan sonra bile peşimizi bırakmıyor.”
Neşvâti, her gün onlarca tutuklunun yargısız şekilde infaz edildiğini, bu durumu “sessiz bir ölüm rutini” olarak nitelendirdiğini ve bu cehennemden çok az kişinin sağ çıkabildiğini ifade etti.
Müebbette Özgürlüğe Giden Yol
Bir diğer eski tutuklu Hani Mafdî Alavi, Saydnaya Hapishanesi’nden kurtuluşunu şu sözlerle anlattı: “Yedi yıl süren acı ve duaların ardından, 1200 tutukluyla birlikte serbest bırakıldık. Bu, Allah’ın bir mucizesiydi.”
Alavi, Dera’da devrik rejimin güvenlik güçleri tarafından kaçırıldığını, çeşitli sorgu merkezlerine götürüldüğünü ve sonunda Saydnaya’da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldığını aktardı.
“Bize asla dışarı çıkamayacağımızı söylüyorlardı,” dedi ve ekledi: “Ama Allah’ın adaleti yerini buldu; esir özgürlüğüne kavuştu, zindancı ise saklandı.”
Alavi, SANA muhabirine yaptığı açıklamada, diğer eski tutuklularla birlikte Suriye Devrimi Tutuklular Derneği’ni kurduklarını, amaçlarının serbest bırakılanların bilgilerini toplamak ve ihtiyaçlarını belgelemek olduğunu belirtti.
Birçoğunun yaralı veya çalışamaz durumda olduğunu vurgulayarak, onlara ülkenin yeniden inşasında yer alma fırsatı verilmesi gerektiğini ifade etti.
“Tutukluların anısını yaşatmak, ulusal bir görevdir,” dedi. “Bu, hem onların fedakârlıklarını onurlandırmak hem de trajedinin tekrarlanmaması içindir.”
Zindanda Anneliğin Hikâyesi
Darayalı eski tutuklu Fatma Nakkaş, yaşadığı korkunç deneyimi anlatırken duygusal anlar yaşadı: “İşten dönerken askerî istihbarat tarafından tutuklandım ve 215. şubeye götürüldüm. Orası insan mezbahası gibiydi; kimse kokusunu unutamaz.”
Kendisine sahte suçlamalarla müebbet hapis cezası verildiğini söyleyen Nakkaş, yedi yılı “çığlık ve yavaş ölüm” içinde geçirdiğini anlattı.
“Yanımda Muhammed el-Diri adında iki aylık bir bebek vardı. İki yıl boyunca benimle birlikte korku ve açlık içinde yaşadı. Sonra onu elimden aldılar; bir daha haber alamadım.”
Serbest bırakıldıkları anı gözyaşlarıyla anlatan Nakkaş şöyle devam etti: “Silah sesleri duyduk, gardiyanlar bağırıyordu. Bir genç içeri girip, ‘Teyze, çıkın, rejim düştü!’ dedi. Dışarı koşup ‘Ya Suriye, hurre hurre!’ (Özgürsün ey Suriye) diye bağırdık ve secdeye kapandık.”
Fatma Nakkaş, Suriyelilere seslenerek, “Tüm Suriyelilerden, tutuklulara ve yaralılara sahip çıkmalarını istiyorum. Evimi, çocuklarımı ve bir şehidimi kaybettim. Tek dileğim onurlu, barış dolu bir yaşam,” dedi.
Geçiş Dönemi Adaleti ve İfade Özgürlüğü
Paneli yöneten araştırmacı Bâsil el-Humsî, kapanış konuşmasında geçiş dönemi adaleti kavramını ele aldı.
“Adalet, intikam üzerine değil; gerçeğin ortaya çıkarılması, uzlaşı ve güvenin yeniden tesis edilmesi üzerine kuruludur,” dedi.
Humsî, İslam’ın mahkûmun insan onurunu ve haklarını koruduğunu hatırlatarak, “Hapsetmek bir aşağılama değil, ıslah aracıdır; mahkûm ibadet, tedavi ve ailesiyle iletişim hakkından mahrum bırakılamaz,” ifadelerini kullandı.
SANA’ya yaptığı açıklamada, ifade özgürlüğünün yeni bir ulusal bilincin inşasında temel unsur olduğunu vurguladı: “Tanıklıkların ve itirafların önünü açmak gerekir; çünkü yüzleşme, uzlaşının ilk adımıdır. Bu tanıklıkları belgelemek, sadece acıyı hatırlamak için değil, gelecekteki nesilleri benzer trajedilerden korumak içindir.”
Humsî, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Ulusal hafızayı korumak, kurbanların hakkını teslim etmek ve insan onuruna saygılı, özgür bir devlet inşa etmek için zorunludur.”





