ŞAM (SANA) – Suriye’nin Akdeniz kıyılarında, gün henüz ağarmadan önce denizden yükselen hafif sis, yanan odunların kokusuyla karışır. İşte tam bu saatlerde, yöre halkının “Noel ekmeği” adını verdiği geleneksel ekmek ortaya çıkar.
Bu ekmek, sıradan bir gıda olmaktan çok daha fazlasıdır; kuşaklar boyunca aktarılan bir hafızayı, eski taş evlerin sessizliğinde şekillenen aidiyet duygusunu ve toplumsal sürekliliği temsil eden yaşayan bir mirastır.
Sahil bölgelerinde bilinen en eski ekmek türlerinden biri olan Noel ekmeğinin adı, yerel anlatılara göre “doğuş” kavramıyla ilişkilendirilir. Bu doğuş; buğdayın topraktan, ekmeğin ateşten ve aileyi bir sofrada bir araya getiren bağların yeniden canlanışını simgeler. Bu yönüyle ekmek, yalnızca beslenme değil, aynı zamanda varoluşun ve sürekliliğin sembolüdür.
Geleneksel olarak yılın belirli dönemlerinde ve özellikle aile buluşmaları vesilesiyle hazırlanan Noel ekmeği, sahil topluluklarında başlı başına bir sosyal ritüel olarak görülürdü. Hamurun hazırlanışı, pişirilmesi ve paylaşılması, kuşaklar arasında bağ kuran kolektif bir deneyime dönüşürdü.
Bu ekmek; yerel buğdaydan elde edilen, yavaş öğütülmüş un ve nesiller boyunca özenle korunan eski bir ekşi maya ile yapılır. Yoğurma işlemi tamamen elle gerçekleştirilir, acele edilmez; dinlenme süreleri ise dikkatle takip edilir. Bu bilgi, yazılı tariflerden ziyade birlikte çalışma ve gözlem yoluyla aktarılmıştır.
Doğu takvimine göre de “Noel ekmeği” olarak adlandırılan bu ürün, tandırda pişirilen özel bir ekmek türüdür ve özgün bir karışım ile ayırt edilir.
Taşviş adıyla anılan bu karışım; zeytinyağı, yöresel baharatlar, öğütülmüş karabiber ve çörek otundan oluşur. Bu bileşenler, ekmeğe karakteristik bir aroma ve tat kazandırır; kokusu dahi geçmişle bağ kurar.
Sahil geleneğinde kadınlar, hamurun dokusunu hissederek havayı yorumlardı. Hamurun kıvamı, günün soğuk ya da yağışlı geçip geçmeyeceğine dair ipuçları verirdi. Bu yaklaşım, ekmek ile doğa arasındaki derin ilişkinin bir yansımasıdır.
Bu kültürel mirasta tandır merkezi bir konuma sahiptir. O, yalnızca bir pişirme aracı değil; gündelik hayatın odak noktasıdır. Ateş kuru odunla yakılır, çamurdan yapılmış tandırın duvarları özenle temizlenir ve ekmekler kızgın yüzeye ustalıkla yapıştırılır. O anda yayılan koku, denizi, ormanı ve buğdayı tek bir duyusal deneyimde birleştirir.
Çocuklar tandırın etrafında sabırsızlıkla beklerken, nineler ilk sıcak ekmeği bereketin simgesi olarak paylaştırırdı. Aile geleneğinde ilk pişen ekmek her zaman özel bir anlam taşırdı.
Noel ekmeği, katı kurallarla tanımlanmış bir tariften ziyade, bulunduğu yere ve zamana uyum sağlayan yaşayan bir kimliktir. Şekli ve kalınlığı köyden köye değişse de sadelik, özgünlük ve topluluk ruhu ortak değerler olarak korunur.
Modern fırınların yaygınlaşmasına ve yaşam tarzlarının değişmesine rağmen, bu ekmek sahil topluluklarının kolektif hafızasındaki yerini korumayı başarmıştır. Bugün hâlâ onu hazırlayan kadınlar ve erkekler vardır. Bunu ekonomik kazanç için değil, geleneğe duyulan sadakatle yaparlar.
Onlar için bu çaba sessiz ama güçlü bir mesaj taşır: Yüzyıllardır ayakta kalan değerler unutulmamalıdır. Kendilerini yaşayan bir hafızanın koruyucuları olarak görürler; tandırı eskisi gibi yakar ve yeni nesillere, anlamı ve ruhu olmayan ekmeğin yalnızca doyurduğunu ama yaşatmadığını öğretirler.
Noel ekmeği, özünde bir gıdadan çok daha fazlasıdır. Duman ve buğdayla yazılmış yaşayan bir miras; sıcak bir ekmek aracılığıyla onurunu ve kimliğini koruyan Suriye evinin sessiz anlatımıdır. Onu yoğuran eller var oldukça, Suriye sahili “ekmeğin hayat olduğuna” inanan ataların hikâyesini anlatmaya devam edecektir.




