ŞAM (SANA) – 2011 yılında Suriye’de barışçıl halk protestoları başladığında, kadınlar yalnızca meydanlarda değil, örgütlenme, belge toplama ve kamuoyu oluşturma süreçlerinde de ön saflarda yer aldı. Bu isimler arasında, hukuk mücadelesini sivil direnişin merkezine taşıyan Razan Zaitouneh öne çıktı.
Hukuk ve Hak Mücadelesiyle Şekillenen Bir Yol
Suriyeli bir avukat ve insan hakları savunucusu olan Razan Zaitouneh, devrimin ilk günlerinden itibaren özgürlük, adalet ve siyasi tutukluların serbest bırakılması taleplerini savunan en etkili sivil seslerden biri olarak tanındı. Hukuku, baskıya karşı barışçıl direnişin temel aracı olarak kullandı.
Alman yayın kuruluşu Deutsche Welle’ye (DW) verdiği bir video mesajında şu ifadeleri kullanmıştı:
“Bölgenin ve dünyanın en acımasız rejimlerinden birine, barışçıl gösteriler, özgürlük şarkıları ve yeni bir Suriye hayaliyle karşı duruyoruz. Bu tarihi günlerin parçası olmaktan gurur duyuyorum.”
İhlallerin Belgelenmesi ve Rejimin Hedefi Hâline Gelmesi
Zaitouneh, hukuki çalışmalarının yanı sıra Suriye’de İhlalleri Belgeleme Merkezi’nin (VDC) yönetimini üstlendi ve Yerel Koordinasyon Komitelerinin kuruluş sürecinde etkin rol oynadı. Bu yapı, devrik Esed rejimi tarafından işlenen insan hakları ihlallerini sistematik ve belgeli biçimde kayıt altına alan en önemli sivil oluşumlardan biri olarak öne çıktı.
Düzenli olarak yayımlanan raporlar, onu rejimin doğrudan hedefi yaptı. Eşinin tutuklanmasının ardından hakkında açılan davalar nedeniyle gizlenmek zorunda kaldı ve 2013 yılında Şam’dan Doğu Guta’daki Duma kentine geçti.
Guta Kimyasal Saldırısının Tanığı
Merkez, Ağustos 2013’te Doğu Guta’ya yönelik kimyasal saldırı da dahil olmak üzere savaş suçlarının belgelenmesini sürdürdü. Zaitouneh o günlere dair şu satırları kaleme almıştı:
“Katliama tanık oldum. Sokaklarda kadınların, erkeklerin ve çocukların cansız bedenlerini gördüm. Annelerin, çocuklarının cesetlerini fark ettikleri an attıkları çığlıkları duydum.”
Karanlık Bir Kayboluş
2013 yılının sonlarında Razan Zaitouneh, Duma’da üç çalışma arkadaşıyla birlikte kaçırıldı. O günden bu yana akıbetlerine dair kesin bir bilgiye ulaşılamadı. Kamuoyunda bu olay, “Duma Dörtlüsü” olarak anılmaya başlandı.
Kaybolmadan önce kaleme aldığı son yazısında şu cümle yer alıyordu:
“İnsan hakları ve adil muamele, yoruma açık ya da tartışmaya tabi değildir; bunlar bir görüş meselesi değildir.”
Zaitouneh ve arkadaşlarının kayboluşu, Suriye devriminin en karanlık ve cevapsız dosyalarından biri olmayı sürdürüyor.
Uluslararası Takdir ve Kalıcı Miras
Razan Zaitouneh’in mücadelesi, uluslararası alanda da yankı buldu.
6 Ekim 2011’de, Birleşik Krallık merkezli RAW in War tarafından verilen Anna Politkovskaya Ödülü’ne layık görüldü.
27 Ekim 2011’de, Avrupa Parlamentosu tarafından, Arap Baharı aktivistleriyle birlikte Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’ne seçildi.
Susturulamayan Soluksuz Bir Ses
Razan Zaitouneh bugün hâlâ kayıp. Ancak Zaitouneh’nin soluksuz adalet sesi sayesinde bıraktığı belgeler, yazıları ve tanıklıkları, Suriye’de adalet arayışının en güçlü referanslarından biri olmaya devam ediyor. Onun hikâyesi, hukukun ve sivil direnişin, baskı karşısında nasıl kalıcı bir iz bırakabileceğini hatırlatıyor.
Kayboluşu, gerçeği savunan seslerin susturulabileceğini; fakat adalet talebinin silinemeyeceğini gösteren açık bir hatırlatma olarak hafızalarda yaşamayı sürdürüyor.
Adalet Sesinin Ölümsüzlügü
Zaitouneh gibi, yalnızca devrim yıllarında değil, 54 yıl süren diktatörlük yönetimine karşı da hukuki ve barışçıl yollarla direnen pek çok adalet sesi bulunmaktadır. Her ne kadar bu sesler baskı, kısıtlama ve susturma politikalarıyla hedef alınmış olsa da, onların mücadelesi toplumun kolektif hafızasında kalıcı bir direniş bilinci olarak yaşamaya devam etmektedir.
R.Y
