باستخدام هذا الموقع ، فإنك توافق على سياسة الخصوصية و شروط الاستخدام .
Almak
Suriye Arap Haber Ajansı (SANA)
  • SANA Haberleri
  • Suriye
  • Orta Doğu
  • Ekonomi
  • Politika
  • Dünya
Reading: İsrail’in Suriye’deki İhlalleri: Güvenlik Gerekçesi Seçim Tartışmalarının Odağında
  • AR
  • EN
  • FR
  • ES
  • KU
  • Suriye ve Türkiye
  • Kültür
  • Spor
  • Video
  • Fotoğraf
  • Çeşitli
Suriye Arap Haber Ajansı (SANA)Suriye Arap Haber Ajansı (SANA)
  • SANA Haberleri
  • Suriye
  • Orta Doğu
  • Ekonomi
  • Politika
  • Spor
  • Dünya
Aramak
  • SANA Haberleri
  • Haber Kategorileri
    • Politika
    • Kültür
    • Video
    • Fotoğraf
    • Çeşitli
  • Diller
    • العربية
    • English
    • Español
    • Français
    • Kurdî
Takip
Suriye Arap Haber Ajansı (SANA) > SANA Haberleri > Suriye > İsrail’in Suriye’deki İhlalleri: Güvenlik Gerekçesi Seçim Tartışmalarının Odağında

İsrail’in Suriye’deki İhlalleri: Güvenlik Gerekçesi Seçim Tartışmalarının Odağında

Yayınlandı: 2026/10/26 5:08 PM
Güncellendi: 2026/10/26 5:08 PM
Suriye’deki İsrail ihlallerinden bir görüntü – Arşiv – SANA

İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonları ve ihlalleri, İsrail iç siyasetinde güvenlik politikaları ve seçim hesapları üzerinden tartışılırken, Şam egemenlik ve toprak bütünlüğünün korunması şartıyla diyaloğa açık olduğunu vurguluyor.

Şam (SANA) – İsrail’in 8 Aralık 2024’ten bu yana Suriye topraklarına yönelik ihlalleri, artık yalnızca sahadaki sonuçları ve uluslararası hukuk ihlalleriyle sınırlı kalmıyor; güvenlik dosyalarının yönetimi ve siyasi amaçlarla kullanılması bağlamında İsrail iç siyasetindeki tartışmaların da bir parçası haline geliyor.

Muhalefetin, Başbakan Binyamin Netanyahu’ya askeri kararlar ve bu kararların zamanlaması konusunda yönelttiği eleştiriler, 27 Ekim’de yapılması planlanan İsrail seçimleri öncesinde artıyor.

Netanyahu, İsrail’in Suriye topraklarındaki askeri hareketliliğini İsrail’in güvenliğini korumaya yönelik tedbirler olarak sunarken, muhalifleri hükümetin güvenlik dosyalarını yönetme biçimini eleştirerek, güvenlik kaygıları ile askeri kararların seçim hesaplarında kullanılmasına karşı uyarıda bulunuyor.

Bu süreçte Şam Hükümeti ise, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü koruyacak şekilde, çözüm bekleyen meseleleri diyalog yoluyla ele almaya hazır olduğunu vurguluyor.

Tampon bölge

Netanyahu, son aylarda İsrail’in Suriye topraklarındaki askeri varlığını, yönetiminin “tehdit” olarak nitelendirdiği unsurları sınırdan uzak tutmaya ve İsrail güçlerinin kendi sınırları dışında hareket etmesine imkan sağlayacak tampon bölgeler oluşturmaya dayanan bir güvenlik stratejisinin parçası olarak sunmaya özen gösterdi.

Netanyahu, geçen 9 Eylül’de Suriye’deki Şeyh (Hermon) Dağı bölgesini ziyaret ederek, Şeyh (Hermon) Dağı’nın zirvesinden Yarmuk Nehri’ne ve Akdeniz’e kadar uzanan bir alanda “mutlak kontrol” olarak nitelendirdiği durumun sağlandığını ileri sürdü. Netanyahu, sınıra yakın bölgelerde düşman bir askeri gücün konuşlanmasının engellenmesini hükümetinin en önemli başarılarından biri olarak değerlendirdi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da, İsrail’in “güvenlik bölgesi” olarak adlandırdığı ve Suriye’de kontrolü altında tuttuğu alandan güçlerinin çekilmeyeceğini açıkladı. Açıklama, İsrail gazetesi Jerusalem Post tarafından aktarıldı.

Bu açıklamalar, İsrail’in Suriye topraklarındaki askeri varlığını kalıcılaştırma ve bunu daha geniş bir güvenlik anlayışıyla ilişkilendirme yönündeki eğilime işaret ediyor. Bu yaklaşım, belirli güvenlik koşullarına bağlı geçici tedbirlerle sınırlı kalmak yerine stratejik noktaların elde tutulmasını ve güney bölgelerine yönelik düzenlemeler dayatılmasını içeriyor.

Netanyahu, Aralık 2025’te Suriye ile bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğunu açıklamış, ancak bunu Şam’dan Şeyh (Hermon) Dağı’na kadar uzanan silahsızlandırılmış bir bölgenin oluşturulması şartına bağlamıştı.

Bu tutum, özellikle güvenlik düzenlemelerinin Suriye’nin kendi topraklarındaki hareket alanını kısıtlayan şartlara dönüşmesi ihtimali nedeniyle İsrail’in taleplerinin sınırlarına ilişkin soru işaretleri doğuruyor.

Muhalefet: güvenlik tartışmaları ve siyasi kullanım

Öte yandan tartışmalar İsrail iç siyasetine de yansırken, muhalefetten bazı isimler Netanyahu’yu güvenlik kaygıları ile askeri kararları siyasi hesapları doğrultusunda kullanmakla suçluyor ve bu yaklaşımın İsrail’in güvenliğini ilave risklerle karşı karşıya bırakabileceği uyarısında bulunuyor.

Muhalefetteki Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, 21 Ekim’de Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile güvenlik kurumlarının yöneticilerine çağrıda bulunarak, Netanyahu’nun orduyu siyasi amaçları veya kişisel çıkarları için kullanmasını engellemelerini istedi.

Golan, seçimler arifesinde yeni bir askeri harekat başlatma yetkisi verecek meşruiyetten yoksun olduğunu savunarak, siyasi varlığını sürdürmek uğruna İsrail’in güvenliğini riske atmaması gerektiği uyarısında bulundu. Açıklamalar Anadolu Ajansı tarafından aktarıldı.

Golan, daha önce 19 Ağustos’ta Suriye’nin kuzeybatısındaki Ebu El-Zuhur Askeri Havaalanı’nı hedef alan İsrail saldırısını da eleştirmiş, söz konusu saldırıyı başta ABD olmak üzere İsrail’in müttefikleriyle yaşadığı görüş ayrılıklarını derinleştiren provokatif bir adım olarak nitelendirmişti. Golan ayrıca Netanyahu’yu askeri gücü siyasi amaçlarla kullanmakla suçlamıştı.

Bu eleştiriler, belirli bir askeri operasyona yönelik anlaşmazlığın ötesine geçerek, güvenlik kararlarının zamanlaması ve seçim rekabetiyle ne ölçüde bağlantılı olduğu tartışmasını da kapsıyor.

Muhalefet lideri Yair Lapid, 30 Eylül’de Netanyahu’yu seçimler öncesinde güvenlik kaygılarını körüklemekle suçlayarak, güvenlik meselelerinin seçim propagandasının bir parçasına dönüştürülmesine karşı uyarıda bulundu.

Golan ve diğer bazı muhalif isimler ise hükümeti, güvenlik alanındaki başarısızlıklarından dikkati başka yöne çekmek amacıyla korkuları istismar etmekle eleştirdi.

Bu tartışmalar, Netanyahu’nun önleyici saldırılar düzenlenmesi ve İsrail sınırlarında tampon bölgeler oluşturulmasını öngören yeni güvenlik doktrinini 19 Ekim’de açıklamasıyla daha da yoğunlaştı.

Muhalefet lideri Yair Lapid ile Yaşar Partisi Başkanı Gadi Eisenkot, söz konusu belgeyi güvenlik alanındaki zorluklar ve başarısızlıklara yönelik ayrıntılı bir strateji yerine genel sloganlar sunduğu gerekçesiyle eleştirirken, Eisenkot Netanyahu’yu hükümetinin sicilinden dikkati başka yöne çekmek için korkuyu kullanmakla suçladı.

Rakamlarla İsrail ihlalleri: ihlaller ve sonuçları

Belgelenen veriler, İsrail’in Suriye içindeki operasyonlarının kapsamının genişlediğini ortaya koyuyor. Suriye İnsan Hakları Ağı, 8 Ekim’de yayımladığı raporda, 8 Aralık 2024 ile 6 Ekim 2026 tarihleri arasında en az 453 İsrail kara ihlalini belgelediğini açıkladı.

Raporda ayrıca, en az 69 kişinin hayatını kaybettiği, 162 keyfi gözaltı vakasının kayda geçtiği ve hayati öneme sahip sivil tesis ve altyapıları hedef alan 22 olayın yaşandığı belirtildi.

İhlallerin büyük bölümü Kuneytra ve Dera illerinde, daha sınırlı ölçüde ise Şam Kırsalı‘nda yoğunlaştı. Söz konusu ihlaller, yerleşim bulunan belde ve köyleri, ev baskınlarını, ateş açılmasını ve bazı durumlarda bombardımanları kapsarken, Suriye İnsan Hakları Ağı bu rakamların yalnızca belgeleyebildiği vakaların asgari düzeyini yansıttığını vurguladı.

Operasyonların kapsamının genişlediğine işaret eden bir diğer veri ise Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Shabia Mantoo’dan geldi. Mantoo, 9 Ekim’de yaptığı açıklamada, yalnızca eylül ayında Suriye topraklarında yaklaşık 280 İsrail askeri ihlalinin belgelendiğini ve bunun yıl başından bu yana kaydedilen en yüksek aylık sayı olduğunu bildirdi.

Komiserliğe göre, belgelenen olaylar arasında ev baskınları, halkın hareket özgürlüğünün kısıtlanması, keyfi gözaltılar ve sivillerin geçim kaynaklarını olumsuz etkileyen uygulamalar yer aldı. Komiserlik, halka korku salan veya hareket özgürlüğünü kısıtlayan uygulamalara son verilmesi ve can kaybı ya da yaralanmalarla sonuçlanan olayların soruşturulması çağrısında bulundu.

Bu veriler, İsrail’in operasyonlarının etkilerinin sivillerin günlük yaşamına, hareket özgürlüğüne ve geçim kaynaklarına kadar uzandığını, aynı zamanda sahadaki mevcut durumun değiştirilmesi riskini de beraberinde getirdiğini gösteriyor.

Söz konusu gelişmeler, Suriye ile İsrail arasındaki kuvvetlerin ayrılmasını düzenleyen ve uygulanması Birleşmiş Milletler tarafından denetlenen 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’na uyulup uyulmadığı konusunu da yeniden gündeme getiriyor.

Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, 18 Ekim’de İsrail işgal güçlerinin Kuneytra ve Dera kırsalındaki ihlallerinin artmasını, Suriye’nin güneyinde helikopter, keşif uçağı ve savaş uçaklarının uçuşlarının yoğunlaşmasıyla eş zamanlı olarak kınadı.

Bakanlık, ihlallerin sürmesinin güvenlik ve istikrarın sağlanması ihtimalini zayıflattığı ve yeniden imar ile toparlanma çabalarını sekteye uğrattığı uyarısında bulunarak, uluslararası topluma bu ihlallerin durdurulması ve İsrail’in uluslararası hukuka ve ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına uymasının sağlanması için harekete geçme çağrısı yaptı.

İhlaller, 23 Ağustos’ta ABD arabuluculuğunda Amman’da gerçekleştirilen Suriye-İsrail görüşmelerine rağmen sürüyor. Söz konusu görüşmelerde, Suriye topraklarındaki İsrail saldırıları, gözaltılar ve askeri operasyonların durdurulması ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yeniden başlatılması yolları ele alınmıştı.

Uluslararası eleştiriler ve uyarılar

İsrail’in Suriye’deki operasyonlarına yönelik itirazlar yalnızca Suriye’nin tutumuyla sınırlı kalmıyor; Arap ve İslam ülkelerinin yanı sıra çeşitli uluslararası taraflar da bu operasyonların Suriye’nin egemenliği ve bölgesel istikrar üzerindeki etkilerine ilişkin uyarılarda bulunuyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 19 Ekim’de yaptığı açıklamada, ülkede yaşanan olumlu gelişmelere rağmen İsrail’in Suriye’de kaos çıkarmaya çalıştığını belirterek, İsrail saldırılarının Suriye’nin egemenliğini zedelediğini ve bölgesel istikrarın sağlanmasını daha da zorlaştırdığını ifade etti.

Ayrıca 12 Arap ve İslam ülkesinin dışişleri bakanları, İdlib’deki Ebu El-Zuhur Askeri Havaalanı’nı hedef alan İsrail saldırılarını kınayarak, söz konusu saldırıları tehlikeli bir tırmanış ve Suriye’nin egemenliği ile toprak bütünlüğünün ihlali olarak değerlendirdi.

Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Kuveyt, Mısır, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Arap Birliği de daha önce İsrail saldırıları ve Kuneytra’daki “Sufa 53 hattı” çalışmalarını kınayarak, bunların Suriye’nin egemenliğini ve 1974 Anlaşması’nı ihlal ettiğini, ayrıca bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit ettiğini belirtmiş ve bu faaliyetlerin durdurulması için uluslararası toplumun harekete geçmesi çağrısında bulunmuştu.

ABD’de ise Senatör Joe Wilson, 2 Temmuz’da yaptığı açıklamada, İsrail’in Suriye içindeki operasyonlarını sürdürmesinin ters sonuçlar doğurabileceği ve İsrail’in kendisine zarar verebileceği uyarısında bulunarak, bu operasyonların durdurulması çağrısı yaptı.

Şam, diyalog ve egemenlik konusundaki tutumunu sürdürüyor

Öte yandan Suriye Hükümeti, 8 Aralık 2024’te devrik rejimin devrilmesinin ardından, İsrail ile güvenlik dosyaları ve anlaşmazlıkları diyalog ve diplomatik yollarla ele almaya hazır olduğunu belirtti.

Şam, bu sürecin istikrarı güvence altına alacak ve gerilimi önleyecek düzenlemelere yol açması gerektiğini vurgularken, Suriye’nin egemenliğinden taviz verilmesini veya ülke topraklarında askeri oldubittilerin dayatılmasını kabul etmeyeceğini ifade etti.

Bu noktada, Şam’ın çözüm bekleyen meseleleri ele almaya hazır olduğunu belirtmesine karşın İsrail’in Suriye topraklarındaki ihlallerini sürdürmesi ve askeri varlığını genişletmesi arasındaki tezat dikkat çekiyor.

Gelişmeler, İsrail’in Suriye içindeki operasyonlarının artık yalnızca sahadaki boyutlarla sınırlı kalmadığını gösteriyor; bu operasyonlar bir yandan Suriye’nin egemenliğinin ihlali olarak uluslararası kınama ve kaygılara yol açarken, diğer yandan İsrail iç siyasetinde güvenliğin yönetimi ile askeri kararların zamanlaması ve amaçlarına ilişkin tartışmaların başlıca gündem maddelerinden biri haline geliyor.

Seçimler yaklaşırken, İsrail’in Suriye’deki varlığı ve tekrarlanan saldırılarına ilişkin tartışmalar, hükümetin güvenlik politikalarına yönelik iç siyasi anlaşmazlıklarla iç içe geçiyor.

Şam, Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruyan bir çerçevede diyaloğa bağlılığını sürdürürken, sınırlara saygı gösterilmesi, ihlallerin durdurulması ve uluslararası mutabakatlara uyulması, gerilimin azaltılması ve istikrarın sağlanmasını amaçlayan her türlü sürecin temel unsurları haline geliyor.

T.K / M.Y / B.H

Ahmed Hassun’un Yargılandığı Davada Üçüncü Duruşma Tamamlandı
Sağlık Bakanlığı, Doğu Guta’da Sağlık Hizmetlerini İyileştirmenin Yollarını Görüştü
Dışişleri ve Gurbeçiler Bakanı, Afganistan Dışişleri Bakanı’ndan Telefon Aldı
Şehit Anneleri… Annelikten Vatan Hikâyesine
Ulaştırma Bakanı, Blue Şirketi  ile Yerli Tren ve Otobüs Üretimini Görüştü
  • Basın
  • Fotoğraf
  • Bilim ve Teknoloji
  • Video
  • Çeşitli
Etiketler:Deraİsrail BaşbakanıKuneytraŞeyh (Hermon) Dağı
Bu haberi paylaş
Facebook Whatsapp Whatsapp LinkedIn Telegram Bağlantıyı Kopyala

Editörün Seçimi

Gazze’de İsrail İşgal Güçlerinin Soykırım Savaşında 74 Bin 594 Ölü, 175 Bin 834 Yaralı

Ekim 31, 2026

Kuneytra Kırsalındaki El-Hürriye Köyüne İsrail Baskını: Bir Kişi Gözaltına Alındı

Ekim 31, 2026

İsrail İşgali’nin Gazze Saldırılarında 2 Filistinli Hayatını Kaybetti

Ekim 31, 2026

El-Şeybani, ABD Savunma Bakanlığı Yetkilisi Dimino ile Bir Araya Geldi

Ekim 31, 2026
Suriye Arap Haber Ajansı (SANA)

Suriye Arap Haber Ajansı – SANA
Suriye’nin resmî ulusal haber ajansı olup 24 Haziran 1965’te kurulmuştur.
Suriye Enformasyon Bakanlığı’na bağlıdır ve merkezi Şam’dadır.

  • Suriye ve Dünya
  • Cumhurbaşkanlığı
  • Politika
  • Suriye
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kültür
  • Spor
  • Turizm
  • Basın
  • Fotoğraf
  • Bilim ve Teknoloji
  • Video
  • Çeşitli
© Suriye Arap Haber Ajansı. Tüm hakları saklıdır.
Welcome Back!

Sign in to your account

Kullanıcı Adı veya E-posta
Parola

Şifrenizi mi unuttunuz?