Şamlı zanaatkarlar, yıllarca savaş ve yıkımın simgesi olan boş mermi kovanları ile mühimmat parçalarını geleneksel el işçiliğiyle yeniden şekillendirerek sanat eserlerine dönüştürüyor. Bakır işleme sanatını savaşın izleriyle buluşturan Bakbuk ailesi, ölüm ve yıkımla özdeşleşen bu parçaları Suriye’de yaşananların hafızasını koruyan ve gelecek kuşaklara aktaran sembollere dönüştürmeyi amaçlıyor.
Şam (SANA) – Ahmed Bakbuk, başkent Şam’da bakır eşyalar, süslü kılıçlar, kakmalı sandıklar ve doğu tarzı fenerlerle dolu dükkanının bir köşesinde uzun metal bir silindirin üzerine eğiliyor. Küçük çekiciyle metal yüzeye hafifçe vuruyor, ardından yavaş yavaş şekillenmeye başlayan çizgiyi incelemek için duruyor.
Bu parça onun eline ulaşmadan önce bir sanat eseri değildi ve aslında bir mağazanın vitrininde sergilenmek üzere üretilmemişti. Devrik rejimin 14 yıl boyunca Suriye halkını bombalamak için kullandığı savaş kalıntılarından biriydi.

Ahmed’in çevresinde, farklı boyutlardaki boş mermi kovanları yerden yükseliyor. Bazıları hala metalin pürüzlülüğünü ve önceki kullanımından kalan izleri korurken bazılarının görünümü çekiç darbeleri ve oyma aletleriyle tamamen değişmiş durumda. Kovanlardan birinin üzerinde bitkisel motifler, bir diğerinde yazılar ve Kur’an-ı Kerim ayetleri bulunurken yakınlarında fenere dönüştürülmüş eski bir mermi kovanı duruyor.
Bakbuk ailesi, Şam’ın Eski Şehir bölgesindeki Bab El-Cabiye’de bulunan doğu el sanatları dükkanında, ölüm ve yıkımla özdeşleşen nesnelere yeni bir hayat vermeye çalışıyor. Aile, bunları ilk halleriyle bırakmadan yaşananların hafızasını koruyan sanat eserlerine dönüştürüyor.
Dükkanı iki kardeşiyle birlikte işleten Basel Bakbuk, “Savaşı silmeden, onu sanat eserlerine dönüştürerek savaştan kaçmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Farklı bir malzemeyle buluşan aile mesleği
Şamlı Bakbouk ailesinin hikayesi savaş kalıntılarıyla başlamadı. Bakır üzerine oyma ve doğu el sanatları üretme mesleği, kardeşlere babalarından miras kaldı.
Ailenin daha önce El-Hamidiye Çarşısı’nda bir dükkanı bulunuyordu. Ancak mirasın paylaştırılması üzerine 1981’de Bab El-Cabiye’ye taşınan aile, burada aynı mesleği sürdürdü.

Bakbuk kardeşleri, SANA’ya verdikleri röportajda, temel işlerinin kahve cezveleri, servis kapları ve geleneksel bakır eşyalar üzerine motifler işlemek olduğunu belirtti. Çalışmalarında İslami ve bitkisel motiflerle hayvan, ağaç ve yasemin tasvirlerinin yanı sıra Kur’an-ı Kerim ayetlerini kullandıklarını ifade etti.
Ancak bu geleneksel eserlerin yanında son yıllarda dükkanda, oyma ustalarının mesleğinde alışılmış malzemeler arasında yer almayan bazı parçalar görülmeye başladı. Bunlar, farklı kalibrelerdeki boş mermi kovanları ve küçük top mermileriydi. Bu parçalar, Suriyelilerin devrik rejim güçleri tarafından neredeyse her gün bombalandığı bölgelerdeki savaş alanlarından getirilmişti.
Zanaatkar Basel, SANA’ya yaptığı açıklamada, bu malzemeleri dönüştürme fikrinin aile için tamamen yeni olmadığını söyledi. Dedelerinin evinde, İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma, üzerine motifler işlenmiş ve gümüş kakılmış bir mermi kovanının onlarca yıl boyunca muhafaza edildiğini belirtti.
Basel, bu parçayı yalnızca geçmişinin uzun yıllara dayanması nedeniyle değil, taşıdığı değerli ve hassas el işçiliği nedeniyle de ailenin sahip olduğu en güzel eserlerden biri olarak nitelendirdi.
Basel, “Dedemin evindeydi, güzel biçimde işlenmiş ve gümüş kakmayla süslenmişti. Öldürme aracının görünümünü değiştirmek için ona uygun bir fener bulduk. Feneri üzerine yerleştirdiğimizde şekli değişti.” ifadelerini kullandı.
Bugün bu parça dükkanda dekoratif bir fener olarak duruyor. Askerî kökeni ise üzerindeki motifler ve ışığın geçtiği ince açıklıkların ardında neredeyse kayboluyor.
Kuşatma altında mermi kovanlarından yapılan baston
Başka bir parça ise projenin dönüm noktası oldu. Basel’in elinde tuttuğu altın renkli uzun baston, ilk bakışta süsleme amacıyla yapılmış bir eser gibi görünse de hikayesi çok farklı koşullarda başladı.
Basel, bastonun 500 kalibrelik makineli tüfek mermilerinin boş kovanlarından yapıldığını belirtti. Bastonun, devrik rejimin Doğu Guta’ya uyguladığı kuşatma sırasında yaralanan bölgedeki devrimcilerden biri tarafından, elindeki imkanlarla dayanabileceği bir şey yapmak amacıyla üretildiğini söyledi.
Savaş kalıntılarının üzerine motifler işleyerek onları yeniden biçimlendiren Ahmed Bakbuk açısından boş mermi kovanlarından yapılan baston, projenin gerçek başlangıç noktası oldu.

Ahmed, bastonun dükkana ulaşmasının kendisini savaş kalıntılarının hafızayı koruyan ve Suriyelilerin yaşadıklarını anlatan eserlere dönüştürülebileceği fikri üzerinde düşünmeye yönelttiğini belirtti.
Ahmed, hemen hemen her Suriyelinin yaşananlarla bağlantılı bir hatırası bulunduğunu, bu hatıranın bir tutukluya, şehide, yaralanmaya veya yerinden edilmeye ilişkin olabileceğini söyledi. Bu nedenle söz konusu malzemelerin sanat eserlerine dönüştürüldükten sonra korunmasının, bu hafızayı savaşı yaşamamış kuşaklara aktarmanın bir yolu olabileceğini ifade etti.
Hafızanın metalle birlikte erimesine izin vermemek
Basel, devrim yıllarında ailenin bu tür eserleri sergilemeye veya bunların üzerinde çalışmaya cesaret edemediğini, ancak özgürleşmenin ardından durumun değiştiğini söyledi.
Kardeşler ilk olarak bazı savaş kalıntılarını tesadüfen hurdacıların yanında görmeye başladı. İnsanlar, onların bu malzemeleri işleyerek dekoratif eserlere dönüştürdüğünü öğrendikten sonra bazıları parçaları kendilerine teklif etmeye, bazıları da üzerlerinde çalışmaları için teslim etmeye başladı.

Basel’in en büyük endişesi, bu parçaların eritme fırınlarına gitmesi ve zorlu bir dönemin tanığı olma değerlerini kaybetmesiydi.
Basel, “Bu parçalar eritilmeye götürüldüğünde üzülüyorduk çünkü hatıraları da onlarla birlikte yok oluyordu. Onları eritirsek ortadan kalkar ve unutulup giderler, bir daha benzerlerini göremeyebiliriz.” ifadelerini kullandı.
Kardeşler kendilerine ulaşan her mermi kovanının ardındaki hikâyenin tamamını her zaman bilmiyor ancak bunların trajediden bir iz taşıyabileceğinin farkındalar.
Basel, “Bu mermilerden biri bir aileyi öldürmüş, bir evi yıkmış veya insanların şehit olmasına yol açmış olabilir.” ifadelerini kullandı.
Bu nedenle kardeşler, parçaları savaş alanlarından kendilerine ulaştıkları hâliyle değil, yeniden biçimlendirip üzerlerine motifler işledikten sonra korumayı tercih ediyor. Böylece bu parçaların izlerini ve hafızasını gelecek kuşaklar için yaşatıyorlar.
Basel’in açıkladığı üzere amaç savaşı güzelleştirmek değil, savaşın kalıntılarını silinmeyecek bir tanıklığa dönüştürmek.
Acının kalıntılarından umut üretmek
Ahmed Bakbuk için bir parçayı dönüştürme yolculuğu, ilk oyma aleti henüz parçaya değmeden başlıyor. Bir mermi kovanını veya mühimmatı eline aldığında onu başlangıçta süslenebilecek metal bir yüzey olarak değil, tarihi ve taşıdığı acıyla birlikte görüyor.

Ahmed, “Onu ilk kez elime aldığımda bir ölüm parçası, bir yıkım parçası ve bir acı parçası görüyorum.” ifadelerini kullandı.
Çalışma, hasarlı olması hâlinde parçanın yeniden düzeltilmesiyle başlıyor. Ardından parça temizlenip parlatılıyor, üzerine uygulanacak tasarım çiziliyor ve elle oyma aşamasına geçiliyor. Tek bir parçanın tamamlanması yaklaşık 20 gün sürebiliyor.
Ancak Ahmed’e göre dönüşüm yalnızca metalle sınırlı kalmıyor. Parçanın estetik ayrıntıları yavaş yavaş ortaya çıktıkça ona bakışının da değiştiğini belirten Ahmed, “Estetik özellikleri ortaya çıkmaya başladığında yüzümün ifadesi değişiyor ve psikolojik bir rahatlık hissediyorum. Çünkü parçayı acıdan umuda, ölümden hayata dönüştürdüğümü görüyorum.” ifadelerini kullandı.
Ahmed, her bir parçaya ayırdığı uzun zamanın, vermeye çalıştığı mesajın bir parçası olduğunu düşünüyor. Bu mesaj, Suriyelilerin çektiği acıların yanı sıra direnç ve yaratıcılık kabiliyetlerini de ifade ediyor.
Gelecek için bir hafıza
Ahmed Bakbuk’un dükkanında doğu tarzı antika eserler, bir zamanlar öldürme aracı olan parçalarla yan yana duruyor. Bu parçalar artık geleneksel bakır eşyaları süsleyen bitkiler, yaseminler, ayetler ve İslami motiflerin aynısını taşıyor.

Ancak Basel’in belirttiği üzere amaç, bu parçaların geçmişini silmek değil, onlara yeni bir anlam kazandırmak.
Basel, “Yıkım ve acı için kullanılan parçayı, kuşaklara Suriye’de yaşananları hatırlatan bir sanat eserine dönüştürüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bugün güzel motifler taşıyan bir mermi geçmişte yıkıma veya kayba yol açmış olabilir. Bu nedenle kardeşler, onun savaşın simgesi olarak değil, insanın acının izlerini umut taşıyan bir hafızaya dönüştürme gücünün kanıtı olarak Suriyelilerin yaşadıklarına tanıklık etmeyi sürdürmesini istiyor.
Ahmed Bakbuk’un ellerinde, bir zamanlar öldürmek amacıyla üretilen bir parça, ilk görevi sona erdikten sonra da varlığını sürdüren bir sanat eserine dönüşüyor; geçmiş bir dönemin hikayesini ve gelecek kuşaklara yönelik bir mesajı taşıyor.
N.W.A / R.Y / F.H



