Suriye-ABD ilişkileri, on yıllar boyunca temkinli işbirlikleri, askeri-siyasi gerilimler ve katı yaptırımlarla şekillenen dramatik süreçlerin ardından, devrik rejimin yıkılmasıyla diyalog ve yeniden imar odaklı tamamen yeni bir döneme girdi.
Şam(SANA) – Suriye-ABD ilişkileri, geçtiğimiz on yıllar boyunca temkinli diplomatik işbirliği ile siyasi ve askeri gerilimler arasında dalgalanan, ardından kapsamlı bir kopuş ve katı ekonomik yaptırımlar sürecine evrilen dramatik dönüşümlere sahne olmuş; nihayetinde devrik rejimin devrilmesinin ardından tamamen yeni bir döneme girmiştir.
Devrik rejimin 2024 yılının sonlarında tarih sahnesinden çekilmesiyle Şam ve Washington, bölgedeki dengeleri yeniden şekillendiren yeni bir diplomatik sürece adım atmıştır. Bu hızlı yakınlaşma, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed El-Şara ile ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleştirilen bir dizi ikili görüşmeyle somutlaşmış; böylece yaptırımlar döneminin sona erdirilmesinin önü açılarak iki ülke arasında diyalog, istikrarın desteklenmesi, yeniden imar ve ekonomik toparlanma için ortaklık temeline dayanan yeni bir sayfa açılmıştır.
Suriye’nin bağımsızlığını kazanmasından bu yana Suriye-ABD ilişkilerinin seyrini belirleyen dönüm noktalarını, siyasi kırılmaları, gerilim dolu yılları, diplomatik kopuşu, ekonomik yaptırımlar ile Sezar Kanunu sürecini ve günümüzdeki siyasi yakınlaşma zirveleri ile yeni ortaklığın boyutları kronolojik olarak gelişme göstermiştir.
Bağımsızlıktan Soğuk Savaş’a uzanan ilk dönem
Şam ile Washington arasındaki resmi diplomatik ilişkiler 1945 yılında başlamış, ancak Suriye’nin 1946’da bağımsızlığını kazanmasının ardından, başta Filistin meselesi olmak üzere bölge meselelerindeki vizyon ayrılıkları nedeniyle gerilimli bir sürece girmiştir. Soğuk Savaş’ın şiddetlenmesi ve Şam’ın Kahire ile Moskova’ya yakınlaşmasıyla derinleşen anlaşmazlıklar, 1957 yılında diplomatik ilişkilerin kesilmesine yol açmış; ilişkiler ancak 1961’de Mısır ile olan birliğin sona ermesinin ardından yeniden tesis edilmiştir.
Baas Partisi’nin 1963 yılında iktidarı ele geçirmesinin ardından, özellikle 1967 savaşı ve İsrail’in Suriye toprağı olan Golan Tepeleri’ni işgal etmesiyle birlikte, dönemin bölgesel ve uluslararası dengelerinin değişmesi sonucu Suriye-ABD ilişkileri daha da gerilmiş ve kopma noktasına gelmiştir.
Nixon dönemi ve barış müzakerelerinde arabuluculuk rolleri
Suriye-ABD ilişkileri, 1973 savaşının ardından kısmi bir yumuşama dönemine girmiştir. ABD Başkanı Richard Nixon, 1974 yılında Şam’ı ziyaret ederek Suriye’yi ziyaret eden ilk ABD Başkanı olmuş ve bu vesileyle diplomatik temaslar yeniden başlamıştır. Diyalog süreci daha sonra Başkan Jimmy Carter döneminde de devam etmiş ve Suriye’nin 1991 yılında Kuveyt’i kurtarmaya yönelik uluslararası koalisyona katılmasıyla ilişkiler daha yakın bir faza geçmiştir.
ABD’nin, “teröre destek veren devletler” listesine almasının ardından 1979 yılında Suriye’ye yaptırımlar uygulamasına rağmen diplomatik kanallar tamamen kapanmamış; Washington’ın, 1991 Madrid Konferansı ile başlayan, ardından Başkan Bill Clinton’ın 1994’teki Şam ziyareti ve 2000 yılındaki Cenevre zirvesi ile devam eden süreçte İsrail ile barış müzakerelerinde arabulucu rolü üstlenmesiyle iletişim bağları 90’lı yıllar boyunca korunmuştur.
2000 yılından devrime kadar olan süreçte tırmanan gerilim
Beşar Esed’in 2000 yılında yönetimi devralmasıyla ilişkilerde sınırlı diyalog girişimleri olmuş, ancak bu çabalar kısa sürede boşa çıkmıştır. 11 Eylül 2001 saldırıları, 2003’te Irak’ın işgali ve 2005’te Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri’ye yönelik suikastın ardından gerilim hızla tırmanmış; söz konusu suikastta ilk oklar Beşar Esed ve müttefiki Hizbullah’a çevrilmiştir. 2011 yılında Suriye devriminin başlamasıyla ilişkiler tam bir kopuş ve uluslararası tecrit dönemine girmiştir. ABD geniş kapsamlı yaptırımlar uygulamış ve bu gerilimli süreç, 2024 yılı sonunda devrik rejimin çöküşüne kadar devam etmiştir.
ABD yaptırımlarının tarihsel seyri ve “Suriye Hesap Verilebilirlik Kanunu”
ABD’nin Suriye’ye yönelik yaptırımları tarihsel olarak devrik rejimin politikaları ve bölgesel duruşuyla doğrudan ilişkili olmuştur. Washington’ın Şam’ı “terörü destekleyen devletler” listesine dahil ettiği 1979 yılı, yaptırımların ilk aşamasını oluşturmuş; bu durum ABD yardımlarına katı kısıtlamalar getirilmesine, silah ve askeri teçhizat satışının yasaklanmasına, ekonomik ve mali işlemlere sıkı denetim uygulanmasına yol açmıştır. 1980’li yıllarda yaptırımlar devam etse de Suriye economiesinin o dönemki yapısı, sosyalist sisteme ve Sovyetler Birliği ile olan ilişkilere büyük ölçüde bağımlı olması nedeniyle sonraki aşamalara kıyasla etkisi sınırlı kalmıştır.
Beşar Esed’in yönetime gelmesi ve İran-Hizbullah ekseninde yer almayı sürdürmesinin ardından ABD Kongresi, 2003 yılında Suriye’ye yapılan ihracatı kısıtlayan, bazı ticari işlemleri yasaklayan ve rejimle bağlantılı kurumlara ek önlemler getiren “Suriye Hesap Verilebilirlik Kanunu”nu kabul etmiştir. İlişkiler, 14 Şubat 2005’te Refik Hariri’nin suikasta uğraması ve uluslararası alanda Suriye rejiminin bu suçun arkasında olduğuna dair suçlamaların yöneltilmesiyle daha da kötüleşmiş; bu durum Washington’ın Şam’daki büyükelçisini geri çekmesine ve ek cezai önlemler uygulamasına neden olmuştur.
2011 halk ayaklanması ve baskının zirvesi: Sezar Kanunu
18 Mart 2011’de Suriye devriminin patlak vermesi, yaptırımların niteliğinde büyük bir kırılma noktası oluşturmuştur. Bu dönemde yaptırımlar, bireyleri ve belirli şahsiyetleri hedef almaktan çıkıp, devrik rejimle bağlantılı hayati ekonomik sektörleri ve geniş ölçekli kurumları hedef almaya başlamıştır. Nisan 2011’den itibaren Washington, Suriye petrol sektörüne yaptırımlar uygulamış, rejimle bağlantılı varlıkları dondurmuş, mali ve ticari işlemlere geniş kısıtlamalar getirmiştir.
Bu sürece, diplomatik ilişkilerin tamamen askıya alınması ve ABD Büyükelçisi’nin Şam’dan çekilmesi eşlik etmiştir. Sonraki yıllarda ABD yaptırımlarının kapsamı, devrik rejimi siyasi ve ekonomik olarak izole etmek amacıyla, rejim müttefiklerini ve destekçilerini, özellikle de İran ile Rusya’ya bağlı kurum ve şirketleri kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
ABD yaptırımları, Aralık 2019’da kabul edilen ve Haziran 2020’de yürürlüğe giren “Sezar Suriye Sivil Koruma Kanunu” ile zirve noktasına ulaşmıştır. Söz konusu kanun, devrik rejimin gözaltı merkezlerindeki işkence ve cinayet suçlarını belgeleyen ve Şam’daki Askeri İnzibat Adli Kanıt Dairesi başkanıyken rejimden ayrılan ve “Sezar” olarak bilinen Ferid El-Mezhan tarafından sızdırılan binlerce fotoğrafa dayanılarak hazırlanmıştır.
Sezar Kanunu, kapsamının genişliğiyle kendisinden önceki tüm yaptırımlardan ayrışmıştır; zira sadece rejimin önde gelen isimlerini cezalandırmakla kalmamış, aynı zamanda rejimle ekonomik veya askeri işbirliği yapan uluslararası aktörleri ve yabancı kuruluşları da hedef alarak enerji, inşaat ve finans gibi hayati sektörleri “ikincil yaptırımlar” yoluyla baskı altına almıştır. Bununla birlikte ABD Kongresi, rejimin temel bir finansman kaynağı olarak kullandığı uyuşturucu ağlarını hedef almak amacıyla Aralık 2022 ve Nisan 2024’te Captagon ticaretiyle mücadeleye yönelik iki ayrı yasayı onaylamıştır.
Devrik rejimin çöküşü ve Haziran 2025’te yaptırımların kaldırılması
Devrik rejimin 8 Aralık 2024’te Şam’da çökmesi ve Suriye devriminin zaferle sonuçlanması tarihi bir dönüm noktası olmuş; Washington, baskı ve yaptırım politikasından yeni siyasi gerçeklikle ilişki kurma aşamasına geçmiştir. Yeni Suriye devleti, dış ilişkilerini yeniden inşa etmek amacıyla yoğun bir diplomatik süreç başlatırken, ABD yaptırımlarının kaldırılması dosyası, ekonomik toparlanmayı desteklemek ve yeniden imar sürecini başlatmak için temel bir şart olarak en yüksek öncelik haline gelmiştir.
Bu bağlamda ilişkiler hızlı bir gelişme göstermiş ve bu süreç, ABD Başkanı Donald Trump’ın Haziran 2025’te, yalnızca savaş suçlarına karışmış devrik rejim sembolleri ile terör ve uyuşturucu bağlantılı oluşumları dışarıda tutarak, Suriye’ye yönelik yaptırım programını sonlandırdığını açıklamasıyla taçlanmıştır. Bu tarihi karar, Suriye Cumhurbaşkanı El-Şara ile Başkan Trump arasında, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın katılımıyla Mayıs 2025’te Riyad’da gerçekleşen görüşmenin ardından gelmiştir. Bu görüşme, iki ülke devlet başkanları arasında on yıllar sonra yapılan ilk doğrudan temas olarak tarihe geçmiş ve diplomatik durgunluğu resmen kırmıştır.

Riyad, New York ve Beyaz Saray temaslarında ortaklık adımları
Riyad’da gerçekleştirilen dönüm noktası niteliğindeki görüşme, ikili ilişkilerin geleceğini, Suriye’ye toparlanma ve yeniden imar aşamasında sağlanacak destek yollarını ele almak için önemli bir platform oluşturmuş; ekonomik kısıtlamaların kaldırılması ile bölgesel istikrar ve terörle mücadele dosyalarında koordinasyonun artırılmasının önemi vurgulanmıştır. Eylül 2025’te iki lider, siyasi iletişimi pekiştirmek amacıyla New York’taki BM Genel Kurulu toplantıları marjında ikinci bir görüşme gerçekleştirmiştir.

Bunu takiben, Kasım 2025’te Cumhurbaşkanı Ahmed El-Şara’nın ABD’nin başkenti Washington’a yaptığı resmi ziyaret sırasında Beyaz Saray’da üçüncü ve en önemli görüşme yapılmıştır. Ülkenin 1946’daki bağımsızlığından bu yana bir Suriye Cumhurbaşkanı tarafından Beyaz Saray’a yapılan ilk ziyaret olması sebebiyle tarihi bir dönüm noktası teşkil eden bu görüşmede, siyasi, ekonomik ve güvenlik ortaklığının geliştirilmesi üzerine odaklanılmıştır.

Ankara Zirvesi ve ilişkilerde yeni ufuklar
İlişkilerin seyrinde bugün gözler yeni bir duruma çevrilmiş durumdadır. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Türkiye’nin başkenti Ankara’ya bugün ulaşan Cumhurbaşkanı Ahmed El-Şara ile Başkan Donald Trump arasında yeni bir görüşmenin gerçekleşmesi beklenmektedir.
Bu zirve, Suriye-ABD ilişkilerinin yaptırımlar ve kopuş döneminden, yapıcı diyalog ve stratejik işbirliği evresine geçişini yansıtan ivmeli bir süreçte gerçekleşmektedir. Zirve, Suriye’nin bölgedeki güvenlik ve istikrarı pekiştirmedeki merkezi rolünü perçinleyen ve kapsamlı ekonomik toparlanma çabalarını ileriye taşıyan geniş çaplı bir uluslararası ve bölgesel hareketliliğin parçası olması yönüyle özel bir önem taşımaktadır.
T.K / İ.K
