Tedmur Cezaevi Katliamı’nın yıl dönümünde, hayatta kalanların tanıklıkları, insan hakları belgeleri ve katliama katıldığı belirtilen iki kişinin ifadeleri, Suriye’nin modern tarihindeki en kanlı suçlardan birinin ayrıntılarını yeniden ortaya koyuyor.
Şam (SANA) – Suriye çölünde gün henüz ağarmamışken, 27 Haziran 1980 sabahı askeri helikopterler Tedmur semalarında belirdi. Askeri cezaevinin duvarları ardında yüzlerce tutuklu, uzun tutukluluk günlerinden farksız yeni bir güne hazırlanıyordu.
Ancak birkaç dakika sonra açılacak kapıların sabah yoklamasını ya da yeni bir günün başlangıcını değil, Suriye’nin modern tarihindeki en kanlı suçlardan birini beraberinde getireceğini bilmiyorlardı.
Bir saatten kısa sürede koğuşlar toplu infazların yaşandığı mekanlara dönüştü. Yüzlerce tutuklu hayatını kaybetti ya da yaralandı. Aynı anda cezaevi duvarlarının dışında da başka bir trajedi başladı. Yıllarca evlatlarını bekleyen aileler, onların yaşamlarının nerede son bulduğunu ya da cenazelerinin nereye defnedildiğini hiçbir zaman öğrenemedi. O günden bu yana Palmira Cezaevi Katliamı yalnızca tarihte yaşanmış bir olay değil, Suriye’nin hafızasında kapanmayan bir yara olarak kaldı.
Katliamdan önceki gece
26 Haziran 1980 dönemin’de Suriye Cumhurbaşkanı olan katil Hafız Esed’e Şam’da bir suikast girişiminde bulunuldu. Saatler sonra Suriye yönetimi bu girişimi, yüzlerce siyasi tutuklunun bulunduğu Tedmur Cezaevi’nde geniş çaplı bir operasyon düzenlemek için gerekçe olarak kullandı.
İnsan hakları belgeleri ve birbirini doğrulayan tanıklıklara göre operasyonun uygulanması, dönemin devlet başkanının kardeşi Rıfat Esed’in komutasındaki Savunma Tugaylarına verildi.
Kararlar Şam’da alınırken cezaevinde günlük rutin sürüyordu. Kilitli kapılar, dolup taşan koğuşlar ve yıllar süren tutukluluğun yıprattığı mahkumlar, Hiç kimse yaklaşan şafağın yüzlerce tutuklu için son sabah olacağını bilmiyordu.
Şafak yaklaşırken askeri helikopterler Şam’dan Tedmur’a hareket etti. Hayatta kalanların tanıklıkları, insan hakları belgeleri ve daha sonra operasyona katıldığı belirtilen iki kişiye atfedilen ifadeler, birliğin gün doğmadan kısa süre önce Tedmur Askeri Havaalanı’na ulaştığını, ardından doğrudan cezaevine geçtiğini ve koğuşlara sırayla baskın düzenlemek üzere gruplara ayrıldığını ortaya koyuyor.
Dışarıda çöl her zamanki gibi sakindi. Cezaevinin içinde ise tutuklular kapıların açılmasını bekliyor, o sabahın diğerlerinden tamamen farklı olacağını bilmiyordu.
Sabahın ilk saatlerinde birlik cezaevine ulaştı. Koğuş kapıları açılır açılmaz isim okunmadan, suçlama yöneltilmeden ve herhangi bir yargılama yapılmadan ateş açıldı. Yalnızca birkaç dakika içinde kalabalık koğuşlar toplu infazların yaşandığı alanlara dönüştü. Birlikler koğuşlar arasında ilerleyerek tutuklulara doğrudan ateş etti. Hayatta kalanlar ayrıca bazı koğuşlarda el bombalarının da kullanıldığını, bunun kısa sürede can kaybını artırdığını anlattı.
Tanıklıklar, katliamın cezaevindeki tutukluları tamamen ortadan kaldırmayı hedeflediği ve çok az sayıda kişinin sağ kurtulduğu konusunda birleşiyor. Kurtuluş nedenlerine ilişkin anlatımlar farklılık gösterse de bazılarına göre yaşı küçük olan tutuklular hayatta bırakılarak daha sonra koğuşlardaki kan ve cesetleri temizlemeye zorlandı.
Bazıları ise infazların aynı şekilde uygulanmadığı bölümlerde bulunmaları veya yaralanmalarına rağmen öldürülmemeleri sayesinde kurtuldu. Onların tanıklıkları daha sonra katliamın ayrıntılarını belgeleyen en önemli kaynaklardan biri haline geldi.
Katliamda hayatını kaybedenlerin sayısına ilişkin tahminler farklılık gösterse de insan hakları kaynaklarının büyük bölümü sayının yaklaşık bin 200 tutuklu olduğunu belirtiyor. Bu olay, Suriye’nin yakın tarihinde yaşanan en büyük toplu katliamlardan biri olarak kabul ediliyor.
Yaşamaya devam eden tanıklıklar
Katliam, silah seslerinin susmasıyla sona ermedi. Ardından, o sabahın ayrıntılarını yaşatan uzun bir tanıklık süreci başladı. Bu ayrıntılar, hayatta kalanlar tarafından anlatıldı ya da insan hakları kuruluşları ve arşiv belgeleri tarafından kayıt altına alındı.
Daha sonra operasyona katıldığı belirtilen iki kişiye atfedilen ifadeler de ortaya çıktı. Medya haberleri ve insan hakları belgelerinde yayımlanan bu ifadelerde, birliğin şafak vakti helikopterlerle Tedmur’a ulaştığı, ardından gruplara ayrılarak koğuşlara sırayla baskın düzenlediği ve içeride ateş açtığı anlatıldı.
Bu ifadelerin birçok ayrıntısı, hayatta kalanların tanıklıkları ve insan hakları belgelerinde yer alan olay sıralaması ile operasyonun hızlı şekilde uygulanmasına ilişkin bilgilerle örtüşüyor ve kaynakların katliama ilişkin ortaya koyduğu bilgileri destekliyor.
O sabahın hafızasını kamuoyuna taşıyan isimler arasında eski tutuklular Muhammed Berro ile Halid El-Okle öne çıktı. İkili, tanıklıklarının önemli bir bölümünü Tedmur Cezaevi’ndeki yaşamı ve burada yaşanan ihlalleri belgelemeye adadı. Yaşananların aktarılmasının mağdurlara ve gelecek nesillere karşı bir sorumluluk olduğunu, hafızanın ise unutulmaya karşı son savunma hattını oluşturduğunu vurguladılar.
Tanıklık yalnızca cezaevinden sağ çıkanlarla sınırlı kalmadı, edebiyata da yansıdı. Yazar ve eski tutuklu Mustafa Halife, “El-Kavkaa” (Koza) adlı romanı ile daha sonraki tanıklıklarında yıllar süren tutukluluğun ardından cezaevini yeniden anlattı. Halife, kurşun izleri ve el izlerini hala taşıyan duvarları tasvir ederek, sanki bu duvarların sahiplerinin ayrılmadan önce bıraktığı son izleri koruduğunu ifade etti. Onun hafızasında bu duvarlar yalnızca beton değil, koğuşlarda yaşananların sessiz tanıklarıydı.
Katliamın etkisi yalnızca cezaevinde bulunanlarla sınırlı kalmadı. Yıllarca çocuklarının akıbetini öğrenemeyen binlerce Suriyeli aileyi de etkiledi. Pek çok kişi kayıp olarak kaldı; anneler, babalar, eşler ve çocuklar ise tek bir sorunun cevabını aramayı sürdürdü: O sabah ne yaşandı?
Kapanmayan bir yara
Aradan kırk altı yıl geçmesine rağmen Tedmur Cezaevi Katliamı, yalnızca çok sayıdaki kurban nedeniyle değil, Suriyelilerin onlarca yıl boyunca yaşadığı baskı, şiddet ve ihlaller döneminin simgesine dönüşmesi nedeniyle de Suriye’nin hafızasında en güçlü şekilde yer alan suçlardan biri olmayı sürdürüyor.
Yılların geçmesine rağmen hayatta kalanların tanıklıkları, insan hakları belgeleri ile edebi ve akademik çalışmalar, o saatlerde yaşananları yeniden ortaya koymaya, kurbanların isimlerini ve hikayelerini yaşatmaya, gerçeği gizleme ya da unutturma girişimlerine karşı hafızayı korumaya devam ediyor.
Tedmur Cezaevi Katliamı, 27 Haziran 1980 sabahı silah seslerinin kesilmesiyle sona ermedi. Geride silinmeyecek bir hafıza taşıyan sağ kalanlar kaldı; yüzlerce kurban ise mezarlarının yeri bilinmeden kayboldu. Aileleri onlarca yıl boyunca ulaşmayan bir haberi bekledi.
Kurşun ve el izlerini taşıyan cezaevi duvarları ise yalnızca tutukluların kaderini değil, Suriyeli ailelerin hayatını da değiştiren ve Suriye’nin yakın tarihinin en acı sayfalarından birini oluşturan o sabahın sessiz tanığı olarak kaldı.




T.K / R.Y