Suriye’de devrik rejimin eski Cumhuriyet Müftüsü Ahmed Hassun’un yargılanmasını değerlendiren hukukçular ve uzmanlar, davanın uluslararası suçlarda hesap verebilirliğin güçlendirilmesi, cezasızlıkla mücadelenin pekiştirilmesi ve geçiş dönemi adaletinin kurumsallaşması açısından tarihi önem taşıdığını belirtti.
Şam (SANA) – Uzmanlar, devrik rejim döneminin eski Cumhuriyet Müftüsü Ahmed Hassun’un yargılanmasının, Suriye’de geçiş dönemi adaleti sürecinde önemli bir aşama olduğunu ve ulusal yargının uluslararası suçları Suriye hukuku ile uluslararası hukuk ilkeleri doğrultusunda ele alma kapasitesini ortaya koyacağını ifade etti.
Cezasızlık dönemi sona eriyor
Suriye Diyalog Merkezi Müdürü Ahmed El-Kurbi, SANA‘ya yaptığı açıklamada, davanın ağır insan hakları ihlallerinin faillerinin cezasız kalmayacağına ilişkin açık siyasi ve hukuki bir mesaj taşıdığını belirterek, affın ağır suçları kapsayamayacağını, bunun da yargılamanın hukuki boyutu kadar önemli bir anlam taşıdığını söyledi.
El-Kurbi, davanın mevcut Suriye hukuk sisteminin savaş suçları ve insanlığa karşı suçları yargılama kapasitesini ortaya koyacak bir sınav niteliğinde olduğunu kaydetti.
Suriye Ceza Kanunu’nda bu suçları açık biçimde düzenleyen hükümlerin bulunmadığını ve ülkenin Roma Statüsü’ne taraf olmadığını hatırlatan El-Kurbi, ulusal mahkemelerin şu aşamada uluslararası örf ve adet hukuku ile özellikle uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna dayandığını, bu durumun geçiş dönemi adaletine ilişkin özel bir yasanın kabulü ve yasal reformların tamamlanmasına kadar süreceğini ifade etti.
Ulusal mevzuatın geliştirilmesi gerektiğini belirten El-Kurbi, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve diğer uluslararası suçların Suriye Ceza Kanunu’na açık biçimde dahil edilmesi ile özellikle tanıkların korunmasına ilişkin usul hükümlerinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
El-Kurbi, konuşmalar ve fetvaların suçların işlenmesini teşvik ettiği veya bunlara zemin hazırladığı ispatlandığı takdirde cezai sorumluluğa konu olabileceğini belirterek, Suriye hukukunda suç işlemeye tahrikin bağımsız bir suç olarak kabul edildiğini vurguladı.
Geçiş dönemi adaletinde yeni aşama
Humus Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Ammar İzzeddin ise devam eden davaların, Suriye devletinin adaletin tesisi, hesap verebilirlik ve hakların iadesi yönündeki kararlılığını açık şekilde ortaya koyduğunu belirtti.
İzzeddin, mahkemenin iddianameyi Anayasal Bildiri hükümlerine dayanarak hazırladığını, olayları savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirdiğini, buna karşın suç vasıflandırmasını Suriye Ceza Kanunu hükümleri doğrultusunda yaptığını ifade etti.
İddianamede kasten öldürmeye tahrik, öldürmeye iştirak, iç savaş ve mezhepsel çatışmayı körükleme, mezhepçilik ve ırkçılığı teşvik etme ile nüfuzu maddi çıkar karşılığında kullanma gibi suçlamaların yer aldığını aktaran İzzeddin, mahkemenin ortak suç girişimi (ortak cezai sorumluluk) yaklaşımını esas alarak tahrik edenleri ve suçların işlenmesine katkı sağlayanları da hesap verebilirlik kapsamına dahil etmeyi amaçladığını söyledi.
İzzeddin ayrıca mahkemenin, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçlarının kanunların geriye yürümezliği ilkesinin istisnası olduğunu, zamanaşımına uğramayacağını ve af kapsamına alınamayacağını vurguladığını ifade etti.
Yargıya güvenin güçlenmesi hedefleniyor
Uluslararası hukuk ve insan hakları araştırmacısı El-Mutasım Billah El-Keylani de davanın öneminin yalnızca sanığın kimliğinden kaynaklanmadığını, aynı zamanda Suriye yargısında uluslararası suçların ele alınmasına ilişkin emsal oluşturabilecek bir dava niteliği taşıdığını söyledi.
El-Keylani, suçlamaların ispatlanması halinde mahkemenin, uluslararası ceza hukukunun aradığı unsurların oluşması durumunda isnat edilen fiilleri insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirebileceğini belirtti.
Mahkemenin sanığın dini veya resmi sıfatını değil, kendisine atfedilen konuşma, fetva ve açıklamaların suçların işlenmesine etkili bir cezai katkı sağlayıp sağlamadığını inceleyeceğini ifade eden El-Keylani, bunun ancak mahkemeye sunulan delil, belge ve tanıklıklarla ortaya konulabileceğini söyledi.
El-Keylani ayrıca, geçiş dönemi adaletinin tamamlanabilmesi için savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçlarının Suriye Ceza Kanunu’nda açık hükümlerle düzenlenmesi gerektiğini kaydetti.
Resmi görevin hukuki etkisi değerlendirilecek
Avukat Enes Skaf ise davanın öneminin yalnızca sanığa isnat edilen açıklamalardan değil, aynı zamanda Ahmed Hassun’un dönemin Cumhuriyet Müftüsü sıfatını taşımasından kaynaklandığını belirtti.
Skaf, bu tür davalarda cezai sorumluluğun yalnızca fikir beyanına değil, resmi makam veya manevi nüfuzun suç teşkil eden eylemleri teşvik etmek, meşrulaştırmak veya kolaylaştırmak amacıyla kullanıldığının ispatına bağlı olduğunu ifade etti.
Mahkemenin, söz konusu açıklamaları yapıldıkları dönem, koşullar ve yargılamaya konu olaylar üzerindeki etkileri çerçevesinde bütüncül şekilde değerlendireceğini belirten Skaf, bunun hukuki sorumluluğun belirlenmesinde temel ölçüt olacağını söyledi.
Şam 4. Ağır Ceza Mahkemesi, perşembe günü devrik rejimin eski Cumhuriyet Müftüsü Ahmed Hassun’un ilk duruşmasını, Cumhuriyet Başsavcısı Hakim Hasan Et-Turbe ile yerel ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirdi. Mahkeme, kamu tanıklarının dinlenmesine devam edilmesi amacıyla duruşmayı 16 Temmuz tarihine erteledi.
Suriye yargısı, devrik rejim döneminde Suriye halkına karşı savaş suçları ve insanlığa karşı suç işlemekle suçlanan kişiler hakkında yargılamalarını sürdürüyor. Bu kapsamda ilk dava, 26 Nisan tarihinde Atıf Necib’in yargılanmasıyla başlamıştı.
R.H / R.Y