HASEKE (SANA) – Suriye-Türkiye sınırında yer alan Resulayn, tarih boyunca ev sahipliği yaptığı medeniyetler ve zengin su kaynaklarıyla bölgenin en önemli merkezlerinden biri olma özelliğini koruyor.
Suriye’nin El-Cezire bölgesinde yer alan Haseke ilinin kuzeyinde, Suriye-Türkiye sınırında yer alan Resulayn şehri, bolluk ve dönüşümlerle dolu uzun bir tarihin şahidi olarak ayakta duruyor. Su bolluğunun toplumsal çeşitlilikle birleştiği kent, bir dönem Suriye El-Cezire bölgesinin pınarlar ve kaynaklar bakımından en zengin yerleşim yerlerinden biri olarak biliniyordu.
Resulayn, sadece sınırda yer alan bir şehir olmanın ötesinde, stratejik konumu ve su zenginliği sayesinde çağlar boyunca medeniyetler için bir cazibe merkezi teşkil etti. Habur Çayı’nın doğduğu bu topraklarda, tarihçilerin övgüyle bahsettiği yüzlerce su kaynağı çevreye yayılmış durumdadır.
Yâkut El-Hamevî, “Mu’cemü’l-Büldân” adlı eserinde şehrin sularının berraklığına değinerek, Abbasi Halifesi Mütevekkil’in suya on bin dirhem attığını ve şehir halkının suyun dibindeki bu paraları hiçbir kayıp vermeden topladığını aktarır. Alman araştırmacı Max von Oppenheim’ın Tel Halaf üzerindeki çalışmaları da bölgenin, suyun varlığıyla bağlantılı eski bir medeniyet merkezi olduğunu doğrulamaktadır.
Medeniyetlerin adında saklı hikâye
Resulayn’dan gelip geçen medeniyetler, kentin isminde ve tarihinde derin izler bıraktı. “Guzana”, “Reş Ayne”, “Ayn El-Verde” ve “Katfü’z-Zuhur” gibi isimlerle anılan şehir, her dönemde suyun bolluğunu ve doğanın güzelliğini yansıttı. Bölge; Hititler, Mitanniler, Asurlular ve Aramiler gibi büyük medeniyetlerin geçiş güzergahı oldu.
Kentin yanı başındaki Tel Halaf, Kuzey Suriye’nin en önemli arkeolojik alanlarından biri kabul ediliyor. Oppenheim’ın 20. yüzyıl başındaki kazılarında bulunan heykeller, yapılar ve tabletler, o dönemdeki siyasi ve kültürel yaşamı belgelemektedir. Şehir, tarihi süreçte birçok kez savaşlar nedeniyle yıkıma uğrarken; MS 578 ve 580 yıllarında Pers komutanı Mahan’ın saldırıları, kentin gördüğü büyük tahribatlar arasında gösterilmektedir.
Resulayn ve İslam fetihleri
Edebiyatçı ve romancı Halef El-Sayer, Resulayn’ın İslam fetihleri sırasında çetin bir direnişle karşılaştığını belirtmektedir. Hicri 17. yılda İyaz bin Ganem komutasındaki İslam ordusu bölgeye girdiğinde birçok kenti kontrol altına alsa da, Resulayn müstahkem kaleleri ve halkının direnişi nedeniyle ancak bir yıl sonra (Hicri 18) stratejik bir planla fethedilebildi.
Fetih sonrası Abbasi döneminde önemli bir ticaret merkezi ve kervan durağı olan şehir, aynı zamanda Halife Mütevekkil’in sayfiye yeri haline geldi. Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler ve Eyyubiler arasında el değiştiren yerleşim, Moğol istilası sırasında ise büyük bir yıkıma uğradı.
Su pınarları: Bolluktan kuraklığa
Halk arasında, yılın günlerini temsilen 360 ile 365 arasında su kaynağına sahip olduğu rivayet edilen Resulayn, “Pınarlar Şehri” olarak nam salmıştı. El-Sayer, kentin en önemli su kaynaklarını şöyle sıralamaktadır:
- Ayn El-Camus: Habur Çayı’nın ana kaynaklarından biri.
- Ayn Banus ve Ayn Fanus: Derinlikleri ve berraklıklarıyla bilinen ikiz kaynaklar.
- Ayn Favvara: “Fransız Havuzu” olarak da bilinen su kaynağı.
- Ayn El-Kibrit: 1962 yılında fışkıran ve 140 metreyi aşan bir derinlik oluşturan kükürtlü su kaynağı.
Ancak günümüzde bu tablo, yer altı sularının aşırı tüketimi ve kuraklık dalgaları nedeniyle büyük ölçüde değişti. Eskiden gürül gürül akan pınarların çoğundan geriye sadece kuruyan yataklar ve kalıntılar kaldı.
Sosyal doku ve bir arada yaşam
Yaşanan tüm siyasi ve doğal değişimlere rağmen Resulayn, dini ve etnik çeşitliliğini korumayı sürdürdü. El-Sayer, bu çeşitliliğin bir arada yaşam kültürü için bir model oluşturduğunu, farklı bileşenlerin kendi geleneklerini korurken karşılıklı saygı çerçevesinde bir çevre inşa ettiğini vurgulamaktadır.
Medeniyetleri, pınarları ve tarihi dönüşümleriyle Resulayn, suyun çekildiği dönemlerde bile toplumsal belleğini canlı tutarak Suriye’nin tarihsel hikayesini özetlemeye devam ediyor.