باستخدام هذا الموقع ، فإنك توافق على سياسة الخصوصية و شروط الاستخدام .
Almak
Suriye Arap Haber Ajansı (SANA)
  • SANA Haberleri
  • Suriye
  • Ekonomi
  • Politika
  • Dünya
Reading: Suriye Devrimi: 14 Yıllık Fedakârlık ve Direnişin Ardından Zafer ve Kurtuluş
  • AR
  • EN
  • FR
  • ES
  • KU
  • Suriye ve Türkiye
  • Kültür
  • Spor
  • Video
  • Fotoğraf
  • Çeşitli
Suriye Arap Haber Ajansı (SANA)Suriye Arap Haber Ajansı (SANA)
  • SANA Haberleri
  • Suriye
  • Ekonomi
  • Politika
  • Spor
  • Dünya
Aramak
  • SANA Haberleri
  • Haber Kategorileri
    • Politika
    • Kültür
    • Video
    • Fotoğraf
    • Çeşitli
  • Diller
    • العربية
    • English
    • Español
    • Français
    • Kurdî
Takip
Suriye Arap Haber Ajansı (SANA) > SANA Haberleri > Suriye > Suriye Devrimi: 14 Yıllık Fedakârlık ve Direnişin Ardından Zafer ve Kurtuluş

Suriye Devrimi: 14 Yıllık Fedakârlık ve Direnişin Ardından Zafer ve Kurtuluş

Yayınlandı: 2026/03/16 4:29 AM
Güncellendi: 2026/03/16 2:04 PM
suriye devrimi

Şam (SANA) –  Suriye devrimi, Mart 2011’deki tarihsel anında aniden ortaya çıkmış değildi; aksine, halkın baskı ve yolsuzluğa karşı duyduğu öfke ve reddin yıllar süren birikiminin açık bir tezahürüydü.

On yıllar süren zulüm, diktatörlük ve baskı, halkı özgürlük, onur ve haklarını geri alma talebiyle sokaklara çıkardı. Bu halk, protesto ve barışçıl gösteri yollarını seçti ve özgürlüğüne kavuşana kadar durmamaya kararlıydı. Devrik rejim, kanlı ve yıkıcı bir yanıt verdi, fakat Suriye halkı devrimini sürdürdü, yöntemlerini geliştirdi ve “Esed” rejiminin uyguladığı şiddet ve vahşet karşısında mücadele etti. Bu uzun ve kanlı mücadele, 8 Aralık 2024’te zafer ve kurtuluşun ilanıyla sonuçlandı ve yeniden inşa süreci başladı.

Başlangıç ve İlk İşaretler

Tunus, Mısır ve Libya’daki halk ayaklanmaları, Suriye gençliği için moral ve cesaret kaynağı oldu. 17 Şubat 2011’de Şam’daki ”Harika” Çarşısı’nda bir polis memurunun bir gence saldırması, halkın spontane şekilde bir araya gelmesine ve “Koruyucusu hırsız, halk Suriye asla boyun eğmez” sloganıyla tepkisini dile getirmesine yol açtı.

Daha sonra aktivistler, 15 Mart 2011’de “Öfke Günü” adıyla halkı sokağa çağırdı. Hamidiye Çarşısı’nda bir protesto yapıldı, ertesi gün ise siyasi aktivistler, insan hakları savunucuları ve tutuklu yakınları Suriye İçişleri Bakanlığı önünde oturma eylemi düzenledi; güvenlik güçleri müdahale edip bazılarını tutukladı.

18 Mart 2011: Devrimin Başlangıcı ve İlk Şehitler

Deraa’da, çocuk ve gençlerin okul duvarlarına yazdıkları sloganlar nedeniyle tutuklanması ve ailelerin aşağılanması, “Cuma Onuru” adıyla 18 Mart 2011’de başlayan protestoların kıvılcımını oluşturdu. protestoler, Deraa, Şam, Banyas, Duma ve Humus’ta bağımsız olarak gerçekleşti. Rejim, özellikle Deraa’da gerçek mermiler kullanarak karşılık verdi. Bu süreçte “Mahmud El-Cevabre” ve “Hussam Ayyaş” devrimin ilk şehitleri oldu ve protestoler giderek yaygınlaştı.

Humus’ta Saat Meydanı Katliamı

Nisan 2011’de Humus, devrimin merkezlerinden biri haline geldi. 18 Nisan’da binlerce kişi Saat Meydanı’nda toplandı. Bu, devrimin kayda geçen ilk kitlesel oturumu oldu ve yaklaşık 40 binden fazla kişi katıldı. Rejim, sabaha karşı yüzlerce milisle meydana girerek ateş açtı; güvenlik güçleri yüzlerce kişiyi tutukladı, yaralıları gözaltına aldı ve birçok şehidin cesedini kaçırdı. Ölü ve yaralı sayısı belirlenemedi. Bu olay, Humus’taki ilk sistematik katliam olarak tarihe geçti.

22 Nisan: Büyük Cuma ve Şam’a Yürüyüş

22 Nisan 2011’de Doğu Guta’dan on binlerce kişi Cuma namazı sonrası Şam’daki EL-Abbasin Meydanı’na Esed rejiminin devrilmesini talep ederek yürüdü. Rejim güçleri tarafından ateş açılması sonucu onlarca kişi şehit oldu ve protestolerleri hız kazandı.

Hama: Büyük Barışçıl Protestoların Şehri

Hama, yarım milyon kişiyi aşan protestolarla devrimde öne çıktı. Rejim, şehri tank ve zırhlı araçlarla kuşattı; 31 Temmuz 2011’de Ramazan ayı öncesi yapılan baskın, Suriye devriminin en büyük barışçıl oturma eylemini şiddetle bastırdı.

Protestoların yayılmasıyla, Cuma günleri temalarına göre isimlendirildi; sanatsal ve yaratıcı yöntemler, medya taktikleri ve halk gazeteciliği devrim sürecinde önemli rol oynadı.

Çocuklara ve Sivil Halkına Yönelik Rejim Suçları

Mayıs 2011’de çocuk Hamza El-hatib’in işkence altında ölümü, rejimin vahşetini gözler önüne serdi. Aynı ay Banyas’ın El-Beyda köyünde çekilen görüntüler, güvenlik güçlerinin köylüleri işkenceye tabi tutmasını ve vücutlarına zarar vermesini tüm dünyaya gösterdi.

Askeri İsyanlar ve Özgür Suriye Ordusu

Pek çok asker, rejim ve güvenlik güçlerinin kendi halkına ve ailelerine karşı işlediği suçlara daha fazla katlanamadı ve bazı askerler görevlerinden ayrılarak devrime katıldı.. Bu adım, Suriye Devrimi’nin seyrinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu.

Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan asker Velid El-kaşmai, Kasiyun Komutanlığı’nda görevli, esed rejim ordusundan ayrıldı ilk isimlerden biri oldu. 7 Haziran 2011’de Binbaşı rütbesindeki Abdülrezak Tlas esed rejim ordusundan ayrıldı; iki gün sonra ise Hüseyin Harmuş da ayrıldı. Harmuş, devrik rejimin ordusundan ayrılan ilk Albay rütbeli subay oldu ve bu kararını, Cisr El-Şuğur şehrine düzenlenen suç teşkil eden operasyon sonrasında “sivillerin rejim güçleri tarafından öldürülmesi” gerekçesiyle açıkladığı bir video kaydında duyurdu.

Harmuş, “Özgür Subaylar Tugayı”nı kurdu ve devrimin ilk döneminde diğer subayları ve askerleri rejimden ayrılmaya ve hareketine katılmaya çağırdı. Ancak birkaç ay sonra, rejim istihbaratı Harmuş’u tutukladı ve güvenlik operasyonu sırasında öldürdü.

Özgür Suriye Ordusu’nun Kuruluşu

Özgür Subaylar Tugayı’nın kurulmasının ardından, Albay Riyad El-Asad 3 Ağustos 2011’de “Özgür Suriye Ordusu”nu kurdu. Amaç, ülke genelinde esed rejim ordusundan ayrılan askerleri organize etmek, protestocuları koruyacak ve şehirlerin ele geçirilmesini engelleyecek bir askeri yapı oluşturmak ve ardından rejim hedeflerine saldırılara geçmekti. Özgür Suriye Ordusu’nun ilk saldırısı, 16 Kasım 2011’de Şam kırsalındaki Harasta’da, sözde “Hava Kuvvetleri İstihbaratı” karargâhına gerçekleştirildi.

Özgür Suriye Ordusu’nun kurulmasıyla birlikte, siyasi muhalefet de kendi arasında koordinasyon sağlamak üzere kurumlar oluşturmaya başladı. 2 Ekim 2011’de “Suriye Ulusal Konseyi” kuruldu ve ardından Kasım 2012’de Katar’ın başkenti Doha’da “Suriye Devrim ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu” ilan edildi.

Humus: Devrimin Başkenti

Suriye devriminin başından itibaren Humus, günlük barışçıl protestolarıyla ve bu protestoların televizyonlarda yayınlanmasıyla öne çıktı. Çeşitli Mahalleler aylar boyunca havan ve top atışlarıyla bombardımana uğradı; halk, onlarca şehit verilmesine rağmen protestolarını sürdürdü.

26 Ocak 2012’de rejim, Karam El-Zeytin başta olmak üzere bazı mahalleleri ele geçirerek ilk mezhepsel katliamları gerçekleştirdi; bıçak ve yangınla aileler öldürüldü, en az 22 kişi şehit oldu, bunlar arasında 7 kadın (biri hamile) ve 10 çocuk vardı, onlarca yaralı da kaydedildi.

Mart 2012 ortasına kadar, rejim güçleri bazı mahalleleri füzelerle ele geçirerek yüzlerce şehit ve yaralı ile kayıp bıraktı; özellikle Baba Amru mahallesi büyük zarar gördü ve on binlerce kişi göç etti. Direniş, Mayıs 2014’e kadar devam etti; yaklaşık 2400 kişi Humus eski şehirden çıkarılarak daha fazla yıkım önlendi.

Humus’tan bahsetmeden, direnişçi köyleri ve kasabaları da anmak gerekir. El-Kuseyr, Hizbullah’ın rejimle birlikte halkın devrimine karşı giriştiği saldırılara karşı bir siper oldu. Mayıs 2013’te 18 gün süren El-Kuseyr Savaşı’nda rejim güçleri ve milisleri uçak, top ve havan kullandı; 1000’den fazla kişi şehit oldu, 1200’den fazla kişi yaralandı, on binlerce kişi göç etti. Bu, Hizbullah’ın Suriye halkına karşı işlediği suçları gözler önüne seren önemli bir dönemdi.

Humus denince, devrimin simgesi Abdulbaset El-Sarut’u anmamak da mümkün değil. El-Sarut, devrimin ilk günlerinde protestoları yönetmiş, ardından silahlı mücadeleye katılmıştır. Humus’ta ağır kuşatma sırasında üç kardeşi şehit düşen El-Sarut, daha sonra farklı bölgelerde rejime karşı savaşmaya devam etmiş ve Temmuz 2019’da Hama kırsalındaki son çatışmasında yaralanıp şehit olmuştur.

Kadınların Öne Çıkışı

Devrimde kadınlar aktif rol aldı; bazıları silah taşıdı, bazıları sağlık ve gıda alanında görev yaptı. Birçok kadın tutuklandı, işkenceye maruz kaldı veya hayatını kaybetti.

Deraa ve Kuneytra: Göç ve Direniş

Deraa, devrimin kıvılcımı yer olarak kalırken Kuneytra’nın bazı bölgeleri özgürleşti. Rejim ve müttefikleri İran ve Rusya’nın saldırıları nedeniyle halk kuzeye göç etti, burada özgürlüğün temelleri atıldı.

İran ve Mezhepçi Milislerin Rolü

Suriye devriminin ilk günlerinden itibaren, İran ve başta Lübnanlı Hizbullah milisleri olmak üzere mezhepçi gruplar, rejimi Suriye halkına karşı destekledi. Bu destek; silah, mühimmat, teçhizat ve maddi yardımın yanı sıra, rejimin halkına karşı işlediği çeşitli savaş ve katliamlara doğrudan katılımı da içeriyordu.

Devrim yılları boyunca İran, binlerce İranlı savaşçıyı ve on binlerce milis paralı asker getirdi; bu milisler Suriye’nin farklı bölgelerinde katliamlar gerçekleştirdi.

Şam ve Guta: Devrimin Kalbi

Ekipman yetersizliğine rağmen, 2012 Temmuz ortasında, devrimciler “Şam Volkanı” adlı operasyonu başlattı; bu, devrimin başlangıcından bu yana başkentteki en şiddetli çatışmalar oldu.

Doğu Guta’dan gelen devrimciler, Meydan Mahallesi’ne ulaştı. Çatışmalar, özellikle Meydan, Mezze, , Kafar Suse Arazıları ve Nehir Ayşe bölgelerinde gerçekleşti; ancak yetersiz teçhizat nedeniyle ilerleme durdu ve bu süreç, rejim güçlerinin yaşadığı karmaşayı da ortaya koydu.

Guta’da Kimyasal Katliam

Guta, devrimin simgesi olarak rejime karşı direnmeye devam etti. Rejim, halk hareketini bastırmak için çeşitli silahlar kullandı ama başarılı olamayınca 21 Ağustos 2013’te Doğu ve Batı Guta’yı kimyasal silahlarla bombaladı. Bu saldırı, devrik rejimin suç siciline kara bir leke olarak geçti; Suriye İnsan Hakları Ağı’na göre 1144 kişi gazdan boğularak hayatını kaybetti, bunların 99’u çocuk, 194’ü kadındı, 5.935 kişi ise solunum ve boğulma semptomları yaşadı.

Bu suçun ardından dünya harekete geçmedi; uluslararası bir karar ile Esed rejimine kimyasal silahlarını imha etmesi için teslim edilmesi kararlaştırıldı. Ancak rejim, sonrasında Suriye genelinde 217’den fazla saldırıda sarin ve klor dahil çeşitli gazları kullanmaya devam etti.

Tüm bu vahşete rağmen Guta direnmeye devam etti. Daraya, Mu’addamiye, Han El-Şeyh, Durüşa ve Şam’ın güney kırsalı ile Yelda, Babila, Hacira, Dülabiye, Hüseyniye ve Doğu Guta’daki diğer şehir ve köyler, rejime karşı direnç noktaları oldu. Ancak 30 Eylül 2015’te İran ve Rusya destekli rejimin uyguladığı ağır kuşatma ve yıkıcı saldırılar sonucu binlerce sivil hayatını kaybetti ve kuşatma altındakiler kuzeye göç etmeye zorlandı. Böylece 158.000’den fazla kişi, yani Guta nüfusunun yaklaşık %40’ı, kuzeye göç etti; kalanlar Şam’a yöneldi ve bu, Suriye tarihindeki en büyük doğrudan göç operasyonu olarak kayda geçti.

Yermuk Kampı ve Madaya: Kuşatma ve Açlık

Devrik rejimin Şam ve çevresine karşı kullandığı silahlardan biri de kuşatma ve açlıktı. Bunun en korkunç örneklerinden biri, 18 Temmuz 2013’ten itibaren uygulanan kuşatma nedeniyle güney Şam’daki Yermuk Mülteci Kampı’nda yaşandı. İnsanlar açlıktan öldü, çimen ve kedi ile köpek eti yemek zorunda kaldı; su, elektrik ve diğer temel yaşam kaynakları kesilmişti. Bu, 50.000’den fazla kişiye uygulanan en acımasız toplu cezalandırmalardan biri olarak kayda geçti.

Suriye’deki Filistinliler için Çalışma Grubu, Yermuk Kampı’nda açlıktan ölen 219 Filistinli mültecinin kayıtlarını tutmuştur; bunların arasında 37 çocuk ve 68 kadın vardı.

Buna ek olarak, devrik rejim ve Hizbullah milisleri, Haziran 2015’ten itibaren Lübnan sınırındaki Madaya, El-Zabadani, Bludan ve Bıkin gibi kasaba ve köyleri kuşattı. Bu kuşatma Suriye tarihindeki en kötü insani krizlerden birine yol açtı; onlarca kişi öldü, kuşatma yaklaşık iki yıl sürdü ve Nisan 2017’de Madiya ve diğer köylerden yüzlerce kişi kuzeye göç etmek üzere tahliye edildi.

Tutuklular ve İşkence

Tutuklular konusu, Suriye devrimi yıllarında yaşanan en acı trajedilerden biri oldu.
Güvenlik birimleri ve gözaltı merkezleri, aktivistleri, protestocuları ve rejim yetkililerince halk hareketine katıldığı şüphesi taşıyan herkesi hedef alan geniş bir baskı mekanizmasına dönüştü.

2011’in ilk aylarından itibaren güvenlik güçleri, Suriye’nin çeşitli şehirlerinde binlerce genci, öğrenciyi, aktivisti, gazeteciyi, doktoru ve sağlık görevlisini gözaltına aldı. Tutukluların çoğu sahada infaz edildi ve ülke genelinde onlarca toplu mezara gömüldü.

Rejim düştükten sonra kayıp kişiler meselesi öne çıktı ve hapishanelerde yaşanan ihlallerin boyutu ortaya çıktı. Sistematik işkence gören tutukluların sayısı 112.000’i aştı; Suriye İnsan Hakları Ağı’na göre, bu kişilerin hiçbiri rejim hapishaneleri açıldıktan sonra bulunamadı.

Caesar Belgeleri ve Rejimin Korkunç Suçlarının Açığa Çıkması

2014 başında ortaya çıkan ve “Caesar Belgeleri” olarak adlandırılan sızıntılar, Suriye devrimi sürecinde kaydedilen en korkunç görüntülerden birini oluşturdu. Belgelerde, devrik rejim hapishanelerinde işkence altında hayatını kaybeden yaklaşık 11.000 Suriyeli tutukluya ait 55.000 fotoğraf yer alıyordu; bu görüntüler insanlık vicdanını sarsan sahnelerdi.

“Caesar” takma adı, Şam Askeri Polisi Adli Delil Ofisi Baş Yardımcısı ve Deraa doğumlu Ferid El-Mazhan’a aitti. Caesar, tutuklu sivillerin cesetlerini fotoğraflamakla görevliydi ve insanlık tarihinin en büyük vahşetlerinden birini ortaya çıkardı.

Caesar, Amerikan Kongresi önünde ifade verdi ve uluslararası bir soruşturma ekibi fotoğrafların doğruluğunu teyit etti. Bu olay, daha sonra Suriye halkının öldürülmesini durdurmayı ve Esed rejiminin suçlularını hesap vermeye çağıran “Caesar Yasası”nın kabul edilmesine yol açtı.

Han Şeyhun: Kimyasal Saldırı Yeniden

Devrik rejimin kimyasal silahlarını teslim etmesini öngören uluslararası kararlara ve Batı’nın tehditlerine rağmen, rejim Guta saldırısından sonra da birçok kimyasal saldırı gerçekleştirdi. Bunların en kanlılarından biri, 4 Nisan 2017’de İdlib kırsalındaki Han Şeyhun kentine düzenlenen saldırı oldu. Saldırıda çoğu çocuk olmak üzere 100’den fazla Suriyeli hayatını kaybetti, yaklaşık 400 kişi ise sarin gazı nedeniyle yaralandı.

Bu saldırı uluslararası alanda büyük yankı uyandırdı, ancak verilen tepki işlenen suçun ve rejimin diğer ihlallerinin boyutuna kıyasla yetersiz kaldı.

Rakka: Muhaliflerin Kontrolüne Geçen İlk İl Merkezi

4 Mart 2013’te muhalif güçler, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Rakka kentini rejimden alarak bir il merkezini ele geçiren ilk güç oldu. Bu gelişme, devrim sürecinde önemli bir dönüm noktası olarak görüldü. Kentin kurtarılması, Halep’in kuzey ve doğu kırsalının büyük ölçüde muhaliflerin kontrolüne geçmesi ve farklı bölgelerdeki güçler arasındaki koordinasyon sayesinde mümkün oldu.

Deyrizor ve Haseke: Fedakârlık ve Direniş

Deyrizor da devrimin başından itibaren barışçıl protestolarla sürece katıldı; ardından silahlı mücadele başladı ve ilin kırsalının büyük bölümü ile bazı mahalleleri muhaliflerin kontrolüne geçti. Bunun üzerine rejim ağır saldırılar düzenledi; şehir büyük ölçüde yıkıldı ve binlerce kişi hayatını kaybetti ya da tutuklandı.

Benzer şekilde Haseke ve çevresindeki bölgeler ile Kamışlı da protestolar ve halk hareketleri aracılığıyla devrime katıldı ve rejimin baskısına karşı direndi.

Lazkiye ve Kuzey Kırsalı: Direnişin Kalesi

Devrimin ilk dönemlerinde Lazkiye’de protestolar başladı; ancak rejimin sert baskısı ve yüzlerce aktivistin tutuklanması nedeniyle hareketin merkezi kuzey kırsalına kaydı. Bu bölge, devrimin önemli kalelerinden biri haline geldi.

2016’da rejim Selma, Kensaba ve Rabia gibi stratejik kasabaları ele geçirse de Türkmen Dağı’ndaki Kabine Tepeleri ve çevresi, rejim ve Rus bombardımanına karşı direnişin sembollerinden biri olarak kaldı ve uzun süre savunuldu.

İdlib ve Halep Kırsalı: Devrimin İnsan Kaynağı

Devrimin başından itibaren İdlib ve Halep kırsalı, devrimin genişlemesinde önemli bir insan kaynağı oldu. Özgür Suriye Ordusu’nun kurulması ve birçok savaşçının devrimci gruplara katılmasıyla birlikte, Selkin, Harem ve Derkuş gibi kuzey şehirleri 2012 Ekim ayında muhaliflerin kontrolüne geçti ve Aralık 2024’teki genel kurtuluşa kadar özgür kaldı.

Bu süreçte, “Hacı Mare” lakabıyla bilinen Abdülkadir El-Salih gibi isimler devrimin askeri organizasyonunda önemli rol oynadı. EL-Salih, 18 Kasım 2013’te hayatını kaybetti ve devrimin sembollerinden biri haline geldi.

Daha sonra kurulan “Fetih Ordusu”, devrimde yeni bir dönemin başlangıcını temsil etti. 24 Mart 2015’te başlatılan operasyonla İdlib şehri sadece 5 gün içinde ele geçirildi. Bu gelişme, diğer şehirlerin de kurtarılabileceğine dair umutları artırdı; ancak bu süreç, 2024’ün sonlarında başlatılan “Saldırganlığı Caydırma Operasyonu”na kadar tamamlanamadı.

Saldırganlığı Caydırma Operasyonu ve Kurtuluşun Şafağı

27 Kasım 2024’te başlayan “Saldırganlığı Caydırma Operasyonu” ile birlikte muhalif güçlerin rejimin elinden geri aldığı her şehir ve köyle Suriyelilerin umudu büyüdü. Nihayet 8 Aralık 2024 sabahı muhalif güçler Şam’a girdi ve Esed Moskova’ya kaçtı. Böylece yalnızca onun yönetimi değil, 1963’ten beri süren Baas Partisi iktidarının da sonu geldi.

Esed’in Kaçışı ve Korkunun Sonu

8 Aralık 2024 saat 04.30’da “Saldırganlığı Caydırma Operasyonu” güçleri Şam’a girmeye başladı ve rejimin en korkulan cezaevlerinden biri olan Saydnaya Hapishanesi’ne ulaştı. “İnsan mezbahası” olarak bilinen cezaevinde yüzlerce tutuklu – erkekler, kadınlar ve çocuklar – serbest bırakıldı. Bazıları hafızasını kaybetmiş haldeydi, bazıları ise aynı gün idam edilmeyi beklerken kurtarıldı; ayrıca yıllardır cezaevinde bulunan tutuklular da özgürlüğüne kavuştu.

Başkent tamamen kuşatıldıktan sonra Beşşar Esed 8 Aralık sabahı gizlice ülkeden kaçtı. Kısa sürede rejimin güvenlik, askeri ve siyasi yapısı çöktü ve operasyon yönetimi Şam’ın tamamen kurtarıldığını ve Esed rejiminin düştüğünü ilan etti.

Devrim Esed’i Devirdi ve Suriye Tarihini Yeniden Yazdı

29 Ocak 2025’te Suriye devriminin zaferinin ilan edilmesi ve Ahmed El-Şara’nın cumhurbaşkanı olarak göreve gelmesi, ülke tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu gelişme, adalet, hukuk devleti ve vatandaş haklarına dayalı yeni bir devletin inşası için sürecin başlamasına işaret etti.

2000–2024 yılları arasında ülkeyi yöneten ve iktidarı babası Hafız Esed’den (1970–2000) devralan Beşşar Esed rejiminin sona ermesi, Suriyeliler için adeta yeni bir ülkenin doğuşu olarak görüldü. Halk, yıllar süren fedakârlıkların ardından özgür bir Suriye kurma kararlılığıyla yeni bir döneme adım attı.

Bu zafer yalnızca Suriyeliler için değil, aynı zamanda altmış yıl süren baskıcı bir yönetimin sona ermesiyle bölge için de istikrar ve barış umutlarını güçlendiren tarihî bir gelişme olarak değerlendirildi.

Y.K

Suriye İçişleri Bakanlığı, Kadın Polis Enstitüsü İçin Başvuru Sürecini Başlattı
Katar Havayolları ve Flynas’ın Şam Seferleri 1 Mayıs’ta Başlıyor
Suriye’nin Kadim Kenti Resulayn: Medeniyetlerin ve Kuruyan Pınarların Hikayesi
Tartus’ta Güvenlik Noktalarını Hedef Alan Çete Çökertildi
Fas Kralı, Cumhurbaşkanı El Şara’ya Gönderdiği Tebrik Telgrafında Ülkesinin Suriye’ye Desteğini Vurguladı
  • Basın
  • Fotoğraf
  • Bilim ve Teknoloji
  • Video
  • Çeşitli
Etiketler:DeraaHamaHumusSuriye DevrimiZafer ve Kurtuluş
Bu haberi paylaş
Facebook Whatsapp Whatsapp LinkedIn Telegram Bağlantıyı Kopyala

Editörün Seçimi

Deyrizor’da Çevresel Durumu İyileştirmeye Yönelik Deyrizor’un Nabzı Girişimi Başlatıldı

Mayıs 20, 2026

Eğitim Bakanı: Kız Çocuklarının Eğitimi Önceliğimiz

Mayıs 20, 2026

Eğitim Bakanı, Londra’da Ürdünlü ve Türk Mevkidaşlarıyla Eğitimde İşbirliğini Görüştü

Mayıs 20, 2026

Rakka’da Kültür Merkezi Kütüphanesi Yeniden Hizmete Açıldı

Mayıs 20, 2026
Suriye Arap Haber Ajansı (SANA)

Suriye Arap Haber Ajansı – SANA
Suriye’nin resmî ulusal haber ajansı olup 24 Haziran 1965’te kurulmuştur.
Suriye Enformasyon Bakanlığı’na bağlıdır ve merkezi Şam’dadır.

  • Suriye ve Dünya
  • Cumhurbaşkanlığı
  • Politika
  • Suriye
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Kültür
  • Spor
  • Turizm
  • Basın
  • Fotoğraf
  • Bilim ve Teknoloji
  • Video
  • Çeşitli
© Suriye Arap Haber Ajansı. Tüm hakları saklıdır.
Welcome Back!

Sign in to your account

Kullanıcı Adı veya E-posta
Parola

Şifrenizi mi unuttunuz?