ŞAM (SANA) – Suriye çölünün kalbinde yer alan El-Rusafa (Resafa), yüzyıllar boyunca dinlerin, imparatorlukların ve kültürlerin kesiştiği eşsiz bir merkez olarak öne çıktı. “Çölün İncisi” olarak anılan bu kadim kent, Bizans’tan Emevilere uzanan çok katmanlı mirasıyla bugün hâlâ ayakta duran en etkileyici arkeolojik alanlardan biri kabul ediliyor.
Azizlerden Hac Merkezine: Sergiopolis’in Doğuşu
Antik kaynaklarda El-Rusafa, Aziz Sergius’a atfen “Sergiopolis” adıyla anılır. Aziz Sergius’un burada şehit edilmesinin ardından kent, kısa sürede Hristiyan dünyasının önemli hac merkezlerinden biri hâline geldi.

Bu dinî ağırlık, kurak bir coğrafyanın ortasında yükselen şehre manevî prestij kazandırırken, El-Rusafa’nın “Çölün İncisi” olarak tanımlanmasının da temelini oluşturdu.
Surlar, Sular ve Taş Şehir
El-Rusafa’nın ihtişamı, günümüze ulaşan kalıntılarında açıkça görülür. Sağlam surlarla çevrili kentte bazilikalar, büyük bir katedral, saray yapıları ve sütunlu caddeler bulunur.
Çöl koşullarına rağmen inşa edilen yeraltı su depoları ve su kemerlerinden oluşan gelişmiş hidrolik sistem, kentin uzun süreli bir yerleşim ve ibadet merkezi olarak varlığını sürdürmesini sağladı.
Emevi İhtişamı ve Ortak Yaşam Mirası
Emeviler döneminde El-Rusafa, yeni bir refah ve görkem kazandı. Halife Hişam bin Abdülmelik, kenti yazlık ikametgâhına dönüştürerek genişletti; bu nedenle şehir uzun süre “Hişam’ın Rusafesi” adıyla anıldı.
Aynı dönem, Hristiyanlar ve Müslümanların bir arada yaşadığı nadir örneklerden biri olarak da dikkat çekti. İki mihraplı cami ve anıtsal caddeler, bu birlikte yaşamın mimarî tanıkları olarak günümüze ulaştı.
Moğol istilalarıyla birlikte El-Rusafa zamanla terk edilse de, modern arkeolojik kazılar sayesinde kent yeniden gün yüzüne çıktı.
Bugün El-Rusafa, çölün ortasında sessizce yükselen kalıntılarıyla, Suriye’nin tarihî ve kültürel mirasının en değerli mücevherlerinden biri olmayı sürdürüyor.





