Bilim insanları, bazı ağız kanseri vakalarının sigara gibi geleneksel risk faktörleri olmadan, içsel genetik değişiklikler ve ağız boşluğundaki bakteriyel etkiler sonucu ortaya çıkabileceğini belirledi.
Washington (SANA) – Yeni bir bilimsel araştırma, bazı ağız kanseri vakalarının sigara gibi geleneksel risk faktörleriyle bağlantılı olmayabileceğini, bazı durumlarda içsel genetik değişiklikler ve ağız boşluğundaki olası mikrobiyal etkiler sonucunda ortaya çıkabileceğini gösterdi.
Ağız mikrobiyomunun hastalıkta potansiyel rolü bulunuyor
“Medical Xpress” adlı bilimsel sitenin aktardığı ve “International Journal of Oral Science” dergisinde yayımlanan araştırmaya, Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansından (IARC) Dr. Jiri Zavadil liderlik etti. Araştırma ekibi, hastalığın alt türlerinin biyolojik özelliklerini belirlemek amacıyla baş ve boyun kanseri örneklerindeki genetik mutasyon kalıplarını analiz etti.
Araştırmacılar, tümörlerdeki genetik mutasyon kalıplarını inceleyerek, oral skuamöz hücreli karsinomun (ağız kanseri) belirgin bir alt türünü tespit etmeyi başardı. Bu alt türün, bağışıklıktan kaçma ve bakterilere karşı verilen biyolojik tepkilerle ilişkili özellikler taşıması, ağız mikrobiyomunun hastalığın gelişiminde potansiyel bir rolü olabileceğine işaret ediyor.
Gelişmiş tekniklerle geniş genetik veriler analiz edildi
Çalışmada, araştırma ekibinin, genetik mutasyonları ve gen ifadesindeki değişiklikleri incelemek için gelişmiş teknikler kullandığı belirtildi. Yüzlerce baş ve boyun kanseri örneğini kapsayan geniş genetik verilerin analiz edilmesi sayesinde, çoklu risk faktörleriyle ilişkili olan veya bu faktörler bulunmadan ortaya çıkan farklı tümör kalıpları arasında ayrım yapılması sağlandı.
Sonuçlar, belirgin mutasyon gruplarının varlığını gösterdi. Bu grupların bir kısmının sigara gibi geleneksel faktörlerle ilişkili olduğu görülürken, diğer grupların ise bağışıklık fonksiyonları ve hücre sinyalleri ile bağlantılı mutasyonlar sergilediği, ayrıca tümör dokularında bakteriyel bileşenlerin varlığına dair kanıtlar barındırdığı belirlendi.
Bilinen risk faktörleri olmadan ortaya çıkan ağız kanserlerinin, farklı biyolojik mekanizmalara sahip bağımsız bir hastalık tablosunu temsil edebileceği kaydedildi. Bu durumun, gelecekte teşhis yöntemlerinin geliştirilmesine, daha kesin ve hedef odaklı tedavi stratejilerinin tasarlanmasına zemin hazırlayabileceği ifade ediliyor.
R.H / İ.K