ŞAM (SANA) – Şam sokaklarında soğuk bir kış gecesinde yükselen kaynamış buğday kokusu, yalnızca bir yemeği değil, kuşaklar boyunca aktarılan ortak bir hafızayı hatırlatır.
Aynı buğday, Anadolu’da aşure kazanlarında yeniden karşımıza çıkar. İsimler, tatlar ve bağlamlar değişse de öz aynıdır: paylaşılan bir geçmiş ve birlikte yaşamanın sade dili.
Buğday: Ortak Bir Coğrafyanın Sessiz Tanığı
Buğday ve bakliyatın Şam ve Anadolu’daki geçmişi on bin yılı aşan bir tarım tarihine uzanır. Arkeolojik bulgular, bu bölgenin karma tarımı tanıyan dünyanın en eski coğrafyalarından biri olduğunu gösterir.
Buğdaya mercimek, nohut ve bakla eşlik etmiş; tahıl ve bakliyata dayalı yemekler, yalnızca beslenmenin değil, hayatta kalmanın da temelini oluşturmuştur.

Kolay erişilen malzemeler, uzun süre saklanabilen ürünler ve yavaş pişirme yöntemi, bu yemekleri kuşaklar boyunca aktarılan ortak bir kültüre dönüştürmüştür. Zamanla adlar ve tatlar değişmiş, öz ise aynı kalmıştır.
Şam’da Sadelik ve Paylaşım Kültürü
Şam mutfağında buğday ve bakliyatla hazırlanan yemek, yüzyıllar boyunca halkçı ve sade karakterini korumuştur.
Tam buğday, nohut ve bakla kimi zaman mercimekle birlikte saatlerce kaynatılır; şeker ya da üzüm pekmeziyle tatlandırılır, bazen tarçın ya da anasonla hafifçe aromalandırılır.
Gösterişten uzak bu tat, besleyiciliği sıcaklık hissiyle bir araya getirir. Büyük kazanlarda pişirilmesi ve herkese yetecek şekilde hazırlanması, onu aile toplantıları ve kolektif hafızayla özdeşleştirir. Buğday kazanı, ayırmaktan çok birleştiren bir simgeye dönüşür.
Anadolu’da Aşure: Yemeğin Simgesel Bir Anlama Kavuşması
Anadolu’da aynı temel, aşure adıyla daha simgesel bir kimlik kazanır. Haşlanmış buğdayın nohut ve kuru fasulyeyle birleştiği aşure, kuru meyveler ve kuruyemişlerle zenginleşir. Muharrem ayıyla ilişkilendirilen bu yemek, paylaşma niyetiyle pişirilir ve komşulara, akrabalara dağıtılır.
Burada buğday ve bakliyat yalnızca birer gıda unsuru değil, farklı bileşenlerin tek bir kazanda buluşmasını temsil eden bir fikirdir. Çeşitliliğin ortak bir çerçevede bir araya gelmesi, toplumsal birlik fikrini sembolize eder.
Etkileşim ve Süreklilik
Osmanlı döneminde Şam ve Anadolu mutfakları karşılıklı etkileşim içinde gelişmiştir. Bu süreç, yemeklerin bir coğrafyadan diğerine basitçe aktarılmasından çok, uyum ve zenginleşmeye dayalı bir kültürel alışveriştir.
Bu nedenle buğday yemeğini yalnızca “Şam’a ait” ya da aşureyi tek başına “Türk kökenli” olarak tanımlamak indirgemeci olur. Her ikisi de kökleri bölgenin tarım tarihine uzanan ortak bir mirasın farklı yorumlarıdır.
Hafızadan Geleceğe Uzanan Bir Kazan
Yemeklerin kökeni üzerine yapılan tartışmalar çoğu zaman asıl anlamı gölgede bırakır. Oysa yemekler, halklar gibi hareket eder, değişir ve birden fazla kimlik kazanır. Şam buğdayı ile Türk aşuresi, özünde aynı olan bir yemeğin coğrafya tarafından iki farklı dilde anlatılmış halidir.
Bugün Suriye, zorlu bir dönemin ardından yeni bir geleceğe bakarken, değişmeden kalan değerleri yeniden keşfetmektedir.
Mutfak, geçmişle gelecek arasında sessiz ama sağlam bir bağ kurar. Yeni Suriye boşluktan doğmaz; eski bir kazandan, kaynayan buğdayın buharından yükselir. Çünkü hafızada canlı kalan her şey, geleceğin en sağlam temeli olabilir.
Talar Kazanjian
