İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası tehditleri ve Bâbülmendep’teki seyrüsefer güvenliğini hedef alması, ABD’yi askerî ve finansal kaynaklarını iki aktif cephe arasında bölüştürme zorluğuyla karşı karşıya bırakıyor.
Başkentler (SANA) – Orta Doğu’da bölgesel gerilim, İran destekli Husi milislerinin Suudi Arabistan’a deniz ablukası uygulama tehditleriyle tırmanıyor. ABD ise finansal ve askerî kaynaklarını Körfez’deki İran saldırılarına karşı koymak ile Kızıldeniz’deki Husilerle mücadele etmek arasında bölüştürme zorluğu yaşıyor. Bu durum, askerî çatışmaların alanının genişlemesine yönelik uluslararası uyarıların arttığı bir dönemde gerçekleşiyor.
ABD’li yetkililer, Husi milislerinin hamlelerinin İran’ın çatışma alanını genişletme politikasının doğrudan bir uzantısı olduğunu vurguluyor. Milislerin Bâbülmendep’teki seyrüsefer güvenliğine yönelik tehditlerinin artması ve Tahran’ın nükleer tesislerine bir saldırı düzenlenmesi halinde Washington ve müttefiklerinin çıkarlarını hedef alma gözdağı, ABD ordusunu kapasitesini dağıtma konusunda ilave bir sınavla karşı karşıya getiriyor.
ABD güçlerinin konuşlanma zorluğu
ABD Ortadoğu Enstitüsü analisti ve ABD Savaş Bakanlığı eski yetkilisi Jason Campbell, Kızıldeniz’deki tehditlerle mücadele etmenin, ABD ordusunun Husi milislerine yönelik operasyonlar gerçekleştirebilmesi için savaş gemilerini Körfez’den Yemen’e daha yakın bölgelere kaydırması anlamına gelebileceğini belirtti.
Campbell, bu senaryoda ABD güçlerinin kaynaklarını iki aktif cephe arasında bölmek zorunda kalacağına dikkat çekti.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanı ve emekli deniz piyadesi subayı Mark Cancian ise Kızıldeniz’de ikinci bir cephe açılmasının ABD güçleri üzerinde ek bir yük oluşturacağını, ancak İran’a uygulanan kesintisiz abluka nedeniyle Husi milislerinin ikmal sağlama konusunda yaşadığı zorlukları daha da derinleştireceğini ifade etti.
Uluslararası tepkiler ve endişeler
Husilerin Suudi limanlarını kapatma, gemilerin yük indirip bindirmesini engelleme yönündeki tehditleri tırmanışa geçti. Bu durum petrol ihracatını sekteye uğratabileceği gibi küresel enerji arzını da etkileyebilir.
Gelişmeler, savaşın alanının genişlemesine yönelik uyarıların yükseldiği bir sırada, uluslararası ticaretin en önemli güzergâhlarından biri olan Kızıldeniz’de daha geniş çaplı bir çatışmanın kapısını aralıyor.
Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, Filipinler’in başkenti Manila’da düzenlenen Güneydoğu Asya Ulusları Birliği (ASEAN) toplantısı marjında yaptığı açıklamada, Orta Doğu’daki çatışmanın aniden tırmanma olasılığından duyduğu endişeyi dile getirdi.
Pakistan da Suudi Arabistan’ın savaşa çekilmeye çalışılmasından derin endişe duyduğunu belirterek, Husi milislerinin Suudi Arabistan’a ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer güvenliğine yönelik tehditlerini kınadı.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham’ın, Londra’nın “savunma amaçlı saldırılar” olarak nitelendirdiği, İran’a yönelik operasyonlarda ABD’nin İngiliz askerî üslerini kullanmasına izin vermeyi kabul ettiği bildirildi.
Buna paralel olarak ABD ordusu, İran’a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası başlattığını duyurdu. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), bu saldırıların amacının İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemileri ve sivil mürettebatı hedef almak için kullandığı askerî kapasitesini zayıflatmak olduğunu açıkladı.
Kızıldeniz’deki tırmanış, ABD-İran hattındaki gerilimin sürdüğü bir dönemde gerçekleşirken, Tahran’ın Husi milislerinden, enerji tesislerine veya altyapısına ABD saldırısı düzenlenmesi durumunda Bâbülmendep Boğazı’nı bir koz olarak kullanmaya hazır olmalarını istediği belirtiliyor.
V.K / İ.K