ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın savaşın sona erdirilmesine yönelik Amerikan teklifine verdiği yanıtı reddetmesi, petrol fiyatlarını yükseltirken Hürmüz Boğazı’nda daha geniş çaplı bir çatışma ihtimaline ilişkin endişeleri artırdı.
Başkentler (SANA)– ABD ile İran arasında tırmanan kriz, diplomatik sürecin kırılganlığını ortaya koyan yeni bir aşamaya girdi. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın Washington’un savaşın sona erdirilmesine yönelik önerisine verdiği yanıtı kesin bir dille reddetmesi, enerji piyasalarında doğrudan etkisini gösterdi ve Hürmüz Boğazı’nda olası bir askeri gerilim riskini yeniden gündeme taşıdı.
Gelişmeler, ABD-İsrail-İran savaşı olarak tanımlanan çatışmanın 73. gününde yaşanırken, siyasi ve askeri gerilimler bölgesel ve uluslararası aktörlerin müdahil olduğu karmaşık bir tablo oluşturuyor. Şu ana kadar diplomatik alanda somut bir ilerleme sağlanabilmiş değil.
Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada İran’ın yanıtını “kesinlikle kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve “hiç beğenmediğini” belirtti.
Sonraki adımlara ilişkin ayrıntı vermeyen Trump’ın açıklamaları, askeri tırmanış ihtimaline dair spekülasyonları artırdı.
Reuters ve Axios’un aktardığına göre Beyaz Saray henüz müzakerelere dönüş ile baskıyı artırma arasında nihai kararını vermedi.
Trump daha sonra yaptığı açıklamalarda “tüm seçeneklerin masada olduğunu” belirterek İran’ın nükleer programıyla bağlantılı belirli hedeflerin vurulabileceği mesajını verdi.
İran’ın Talepleri
İran tarafı ise tam yaptırım kaldırılması, deniz ablukasının sona erdirilmesi, savaş zararlarının tazmini ve Hürmüz Boğazı üzerindeki İran egemenliğinin tanınması gibi talepler içeren bir yanıt sundu. Batılı kaynaklar söz konusu talepleri “maksimalist” olarak değerlendirdi.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da sert açıklamalarını sürdürerek savaşın sona ermediğini ve İran’ın nükleer ile füze kapasitesine karşı “yapılması gereken büyük işler” bulunduğunu aktardı.
CBS News’e konuşan Netanyahu, zenginleştirilmiş uranyumun ortadan kaldırılmasının “diplomasiyle ya da güç kullanılarak” sağlanması gerektiğini ifade ederken, İran rejiminin devrilmesinin “mümkün ancak garanti olmadığını” kaydetti.
Siyasi gerilimlerin ardından petrol fiyatlarında sert yükseliş yaşandı. CNN Business’a göre Brent petrolünün varil fiyatı 104 doların üzerine çıktı. Küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek olası aksaklıklar piyasalardaki endişeleri artırdı.
ABD Merkez Bankası dahil bazı finans kuruluşları, Orta Doğu’daki gerilimin sürmesi halinde küresel enflasyonu tetikleyecek yeni bir “petrol şoku” yaşanabileceği uyarısında bulundu. Uzmanlar ayrıca enerji fiyatlarındaki artışın stagflasyon riskini gündeme getirebileceğini belirtiyor.
Hürmüz’de Deniz Trafiği Alarmı
Öte yandan Hürmüz Boğazı’nda son günlerde deniz trafiğinde belirgin düşüş gözlenirken, bazı petrol tankerlerinin hedef olmamak için takip sistemlerini kapattığı bildirildi. Reuters’ın sevkiyat verilerine dayandırdığı habere göre son dönemde boğazdan yalnızca üç tanker geçiş yaptı.
Bloomberg’e göre 40’tan fazla ülke, Fransa ve İngiltere öncülüğünde oluşturulacak Avrupa merkezli deniz güvenliği misyonuna katılmaya hazır olduklarını açıkladı. Tahran ise bu girişimi “doğrudan provokasyon” olarak nitelendirerek karşılık verme tehdidinde bulundu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron söz konusu görevin “saldırı amaçlı değil, deniz taşımacılığının güvenliğini sağlama amacı taşıdığını” belirtirken, İngiltere de adımların “önleyici tedbir” olduğunu savundu.
Çin Faktörü ve Diplomatik Trafik
Bu gelişmelerin gölgesinde gözler Trump’ın Çin’e yapması beklenen ziyarete çevrildi. ABD’nin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Tahran üzerindeki etkisini kullanarak gerilimi düşürmesini istediği belirtiliyor.
Wall Street Journal’a göre Washington, Pekin’in diplomatik ağırlığından yararlanmayı hedeflerken Çin tarafı küresel enerji istikrarını öncelik olarak görüyor.
Tarafların sert söylemlerini sürdürmesi ve uluslararası deniz hareketliliğinin artması, bölgede gerilimin kısa vadede düşme ihtimalini zayıflatırken, Orta Doğu’nun son derece kırılgan bir döneme girdiğine işaret ediyor.
M.M/R.Y