Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, deniz taşımacılığının jeopolitik çatışmaların merkezine yerleştiğini gösterirken, küresel ticaret sisteminin ve tedarik zincirlerinin kırılganlığını yeniden gözler önüne serdi.
Başkentler (SANA) – Uluslararası deniz ticaretinin en kritik boğazlarından biri olan Hürmüz’de yaşanan kriz, deniz güvenliğinin geleceğine ilişkin daha derin soruları yeniden gündeme taşıdı. Ticari gemiler ve denizciler, giderek tırmanan jeopolitik çatışmaların doğrudan bir baskı aracı haline geldi.
Uluslararası Denizcilik Örgütü Genel Sekreteri Arsenio Domínguez, Birleşmiş Milletler Haber Ajansı’na verdiği röportajda, yaşananların çatışmaların doğasında ciddi bir dönüşümü ortaya koyduğunu belirterek, deniz yollarının artık yalnızca ticaret rotaları değil, siyasi, askeri ve ekonomik hesapların iç içe geçtiği alanlar haline geldiğini ifade etti.
28 Şubat’ta başlayan ABD–İsrail–İran savaşı sonrası ortaya çıkan kriz, yalnızca askeri boyutla sınırlı kalmadı; küresel ekonomiyi doğrudan etkileyerek tedarik zincirlerini aksattı ve “enerji ile ticaretin boğaz noktası” olarak nitelendirilen bölgede binlerce denizcinin mahsur kalmasına yol açtı.
20 bin denizci mahsur kaldı, gemiler hareket edemiyor
Uluslararası Denizcilik Örgütü verilerine göre, Basra Körfezi’nde yaklaşık 2000 gemide bulunan 20 bine yakın denizci, Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişe ilişkin riskler nedeniyle son derece karmaşık bir durumla karşı karşıya kaldı. Boğaz, dünyanın en stratejik geçiş noktalarından biri olarak kabul ediliyor.
Domínguez, mevcut krizin gemilerin ve mürettebatlarının jeopolitik çatışmalarda bir baskı aracına dönüşebileceğini açıkça gösterdiğini ve bunun, modern küresel ticaretin dayandığı “serbest denizcilik” ilkesinin kırılganlığını ortaya koyduğunu vurguladı.
Deniz güvenliği: sadece gemileri korumak değil
Deniz güvenliği kavramının yalnızca gemilerin korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Domínguez, limanlar, deniz altyapısı ve denizcilerin güvenliğinin yanı sıra korsanlık, terörizm, siber saldırılar ve yasa dışı faaliyetlerle mücadelenin de bu kapsamda yer aldığını ifade etti.
Domínguez’e göre deniz güvenliği, küresel ekonomik sürekliliğin temel unsurlarından biri olup, bu alandaki herhangi bir aksama tedarik zincirlerini durdurarak küresel kalkınma ve istikrarı tehdit ediyor.
Stratejik deniz yollarının kırılganlığı
Hürmüz krizi, yalnızca bölgesel bir olay olmanın ötesinde; Süveyş Kanalı, Bab El-Mendeb, Malakka ve Singapur Boğazları ile Panama Kanalı gibi küresel stratejik geçiş noktalarının kırılganlığını da yeniden gündeme getirdi. Bu bölgelerdeki herhangi bir aksama, enerji ve gıda fiyatlarını doğrudan etkileyebiliyor.
Yeni tehditler: siber saldırılar ve insansız sistemler
Deniz güvenliğine yönelik tehditler artık yalnızca geleneksel korsanlıkla sınırlı değil. Siber saldırılar, insansız hava araçları ve deniz altyapısına yönelik sabotaj girişimleri, risklerin niteliğini köklü biçimde değiştiriyor.
Domínguez ayrıca, sivil ticari gemilerin savunma kapasitesine sahip olmamasına rağmen jeopolitik çatışmaların içine çekildiğini ve bu durumun ciddi bir güvenlik açığı yarattığını belirtti.
“Denizciler hedef olmamalı”
Domínguez, en kritik uyarılarından birinde, “Sivil denizciler savaşçı değildir ve hiçbir çatışmanın hedefi olmamalıdır” ifadelerini kullandı.
Küresel ticaretin %80’i denizlere bağlı
Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 80’inin deniz yolları üzerinden gerçekleştiğini hatırlatan uzmanlar, tek bir geçiş noktasındaki aksamanın bile küresel enerji ve gıda fiyatlarını yeniden şekillendirebileceğine dikkat çekiyor.
Çözüm: diplomasi ve uluslararası işbirliğiDomínguez, çözümün açık olduğunu belirterek denizcilik bilgisi paylaşımı, gerilimin düşürülmesi, uluslararası iş birliği ve hukuki mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Ancak gemilere askeri refakat uygulamalarının sürdürülebilir bir çözüm olmadığı uyarısında bulundu.
Ö.D/R.Y