Küresel askeri harcamalar 2025 yılında %2,9 artarak 2,9 trilyon dolara ulaştı ve üst üste on birinci yıl yükseliş kaydetti. ABD, Çin ve Rusya toplam harcamaların yarısından fazlasını oluştururken, Avrupa ve Asya’daki artışlar küresel yükselişi hızlandırdı. Raporda, savaşlar ve jeopolitik gerilimlerin savunma bütçelerindeki artışın temel nedeni olduğu belirtildi.
Stockholm (SANA) – Küresel askeri harcamalar 2025 yılında yaklaşık 2,9 trilyon dolara ulaşarak üst üste on birinci yıl artış kaydetti.
Uluslararası bir referans rapora göre, devam eden silahlı çatışmalar ve artan jeopolitik gerilimler nedeniyle küresel artış oranı bir yılda %2,9 oldu. Raporda, ABD, Çin ve Rusya’nın toplamda küresel askeri harcamaların yarısından fazlasını, yaklaşık 1,48 trilyon doları oluşturduğu belirtildi.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün raporuna göre, ABD’nin askeri harcamaları %7,5 düşüşle 954 milyar dolara gerilerken, Avrupa ve Asya’daki artışlar küresel yükselişi dengeledi. Araştırmacılar yılı “savaşlar ve artan uluslararası gerilimlerle geçen bir dönem” olarak tanımladı.
Avrupa, %14’lük artışla 864 milyar dolarlık harcamaya ulaşarak küresel artışın ana itici gücü oldu. Almanya’nın harcamaları 114 milyar dolara (%24 artış), İspanya’nın ise 40,2 milyar dolara (%50 artış) yükseldi.
Rusya’nın askeri harcamaları %5,9 artarak 190 milyar dolara çıkarken, bu rakam ülke ekonomisinin %7,5’ine karşılık geldi. Ukrayna ise harcamalarını %20 artırarak 84,1 milyar dolara yükseltti ve bu oran ülke ekonomisinin %40’ına ulaştı.
Asya-Pasifik bölgesinde harcamalar %8,5 artışla 681 milyar dolara yükselirken, Çin 336 milyar dolarla bölgenin en büyük harcayıcısı oldu. Japonya, Tayvan ve Güney Kore de savunma bütçelerini artırdı.
Orta Doğu’da ise askerî harcamalar %0,1 gibi sınırlı bir artışla 218 milyar dolara ulaştı. İran ve İsrail’de düşüş görülse de harcama seviyeleri önceki yıllara göre yüksek kaldı.
Rapora göre, küresel askeri harcamalardaki sürekli artış, devletlerin önceliklerinin giderek savunma politikalarına kaydığını ve uluslararası sistemdeki belirsizlik algısının güçlendiğini ortaya koyuyor.