Kudüs (SANA) – 9 Nisan 1948 şafağında, “Irgun” ve “Stern” çeteleri işgal altındaki Kudüs‘ün batısında yer alan Deir Yasin beldesine baskın düzenleyerek, İsrail işgal tarihinin kanlı sayfalarındaki en korkunç etnik temizlik suçlarından birinde yüzlerce Filistinliyi katletti.
78 yıl önce gerçekleşen bu katliam, münferit bir olay olmaktan ziyade, günümüze kadar uzanan uzun bir katliamlar ve ihlaller silsilesinin başlangıcını teşkil etti. Bu süreç, İsrail’in uluslararası toplumu, kararlarını ve yasalarını açıkça hiçe saymasıyla birlikte, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde devam eden soykırım savaşıyla zirve noktasına ulaştı. Uluslararası hukuk her ne kadar işgalin suçlarını durdurması gerektiğini vurgulasa da, İsrail’i buna zorlayacak pratik adımların atılmaması bu süreci körüklüyor.
Köylülerin direnişi ve katliamın kanlı bilançosu
Katliamdan kurtulan Filistinlilerin tanıklıkları, Deir Yasin’e yönelik saldırının sabaha karşı saat 03:00 sularında başladığını doğruluyor. Ancak bölge halkının sert direnişiyle karşılaşan çeteler, “Haganah” ve “Palmah” gruplarından yardım istedi. Köyü havan toplarıyla ateşe tutan saldırganlar, ardından içeri girerek çocuk, genç, kadın ve yaşlı demeden herkesin üzerine makineli tüfeklerle ateş açtı.
Öğle saatlerine kadar süren bu vahşi katliamın sonunda, çeteler köyden çekilmeden önce hayatta kalan tüm Filistinlileri bir araya toplayarak kurşuna dizdi. Bu saldırılar sonucunda toplam 360 Filistinli hayatını kaybetti.
Tehcirin tetikleyicisi ve demografik değişim
Katliamın etkileri sadece köy sınırlarıyla sınırlı kalmadı. Sergilenen vahşet komşu köylerde büyük bir paniğe yol açarak binlerce Filistinliyi göçe zorladı. Deir Yasin, Nekbe sürecindeki tehcir operasyonlarını hızlandıran ve Filistin’in demografik yapısını değiştiren temel bir faktör haline geldi. Öyle ki, 1948’de işgal edilen topraklarda yaşayan 800 bin Araptan sadece 165 bini yerinde kalabildi.
Hafızalardan silinmeyen hakikat
1949 yazında, yüzlerce yerleşimcinin getirilmesiyle Deir Yasin toprakları üzerinde bir yerleşim birimi kuruldu ve köyün geri kalanı bu yerleşim tarafından yutuldu. Ancak çevredeki badem, servi ve zeytin ağaçları, işlenen suçun sessiz tanıkları olarak kalmaya devam ediyor. Bu köklü ağaçlar, işgalci güçler gerçeği ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın, Filistin hafızasının hakikati koruyacağının en büyük kanıtı olarak ayakta duruyor.
İ.K