ŞAM (SANA) – Suriye’nin köklü sanat dallarından biri olan gölge kukla tiyatrosu, halk masallarını ve günlük yaşamı sahneye taşıyan otantik bir miras olarak varlığını sürdürüyor. Geçmişin bilgeliği ile bugünün mizahını harmanlayan bu sanat formu, kültürel kimliğin korunması yolunda önemli bir simge teşkil ediyor.
Suriye gölge kukla tiyatrosu, halk masallarının ve günlük yaşamın bir yansıması olarak, otantik halk yaratıcılarının sahneye koyduğu bir sanat formudur. Mizah ve bilgelik iç içe geçmiş, geçmişle bugün ise sürekli gelişen bir sanat anlayışında buluşmuştur.
Doğu Asya’dan Levant’a uzanan kadim miras
Gölge kukla sanatının teknikleri, Doğu Asya, özellikle Çin ve Hindistan‘dan köken alır ve bu sanat formu, ticaret yolları aracılığıyla İslam dünyasına yayılmıştır. Dünya Kukla Sanatları Ansiklopedisi’nde, 13. yüzyılda hekim ve şair İbn Daniyal’ın Kahire’de gölge kukla gösterileri için yazılı metinler sunduğu ve bu el yazmalarının günümüze ulaşan en eski Arapça dramatik metinler arasında yer aldığı vurgulanmaktadır.
Çağdaş Suriye Tarihi’ne göre, Osmanlılar bu sanattan etkilenmiş ve gölge kuklalarını İstanbul’a taşıyarak Karagöz ve Hacivat karakterlerinin doğmasına yol açmıştır. Bu üslup, zamanla Levant’a özgü hale gelmiş ve Şam ile Halep’te 18. ve 19. yüzyıllarda kafelerde ve pazarlarda günlük yaşamın bir parçası olmuştur. Karagöz ve Hacivat, sadece komedi unsurları değil, aynı zamanda toplumsal eleştiriyi de barındıran önemli figürlerdir.

Toplumsal eleştirinin mizahi dili: Gölge tiyatrosu
Suriye gölge kukla tiyatrosu, özellikle komedi ve toplumsal eleştiri yapmak için bir alan sunar. Karagöz’ün hicivli zekâsı, Hacivat’ın alaycı zekâsıyla tezat oluşturarak, mizah yaratır. Gösterilerde; tüccar, derviş, kadın, polis gibi karakterler yer alır ve bu figürler aracılığıyla enflasyon, yolsuzluk, toplumsal ilişkiler gibi konular işlenir.
Doğaçlama ve sadelik sanatın yayılma gücü oldu
Bu sanat formu, genellikle basit malzemelerle yapılır. Dana derisinden yapılan kuklalar, “burka” adı verilen beyaz bir perde, arka plan aydınlatması ve kuklaları hareket ettiren kuklacının doğaçlama yapmasıyla sahneye gelir. Bu sadelik, resmi bir tiyatro yapısına gerek kalmadan, pazarlarda ve ara sokaklarda kolayca yayılarak halkla buluşmasını sağlamıştır.
Dijital çağın kıskacında geleneksel miras
Gölge kukla tiyatrosu, 19. ve 20. yüzyılın başlarında zirveye ulaşmış olsa da, film, televizyon ve dijital platformların yükselmesiyle zamanla gerilemiştir. Bu sanat formunun sürdürülebilirliği, özgünlüğünü koruyarak, çağdaş bir biçimde yeni nesillere aktarılmasını gerektiriyor. Suriyeli kukla sanatçısı Enver Bakir, bu konuda yaptığı açıklamada, modern medyanın baskısı karşısında gölge kukla tiyatrosunun hayatta kalabilmesi için eğitimsel ve sosyal içeriklerin eklenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Çocukların ve gençlerin kukla teknikleri ve seslendirme konularında eğitilmesi, bu geleneğin gelecekte de devam etmesini sağlayabilir.
Suriye’nin kültürel mirası UNESCO güvencesinde
Suriye Kalkınma Örgütü, gölge kukla tiyatrosunu UNESCO‘nun “Acil Koruma Listesi”ne dahil etmek için çalışma başlattı. Program Direktörü Rim İbrahim, proje kapsamında 76 kuklacının eğitildiğini ve gösterilerin El-Adım Sarayı’nda belgelenerek koruma altına alındığını açıkladı.

UNESCO’nun hazırladığı kapsamlı liste; gölge tiyatrosunun yanı sıra Halep sabunu, Şam gülü ve cam üfleme gibi Suriye’nin kültürel kimliğini yansıtan toplam 9 farklı unsuru uluslararası koruma altına alıyor.
İ.K


