Suriye’de devrik rejim döneminde zorla kaybedilen en az 1609 kişinin, aralarında kadın ve çocuklar da bulunmasına rağmen, ölüm koşulları açıklanmadan nüfus kayıtlarında ölü olarak gösterildiği bildirildi. İnsan hakları kuruluşları, bu uygulamanın hakikatin ortaya çıkarılması ve geçiş dönemi adaleti sürecinin önündeki en önemli dosyalardan biri olduğunu belirtiyor.
ŞAM (SANA) – Suriye’de devrik rejimin onlarca yıl boyunca uyguladığı güvenlik politikaları kapsamında zorla kaybedilen binlerce kişinin, ailelerine haber verilmeden ve ölüm koşulları açıklanmadan nüfus kayıtlarında “ölü” olarak gösterildiği belirtildi. Bu uygulamanın, ülkede hakikatlerin ortaya çıkarılması ve geçiş dönemi adaleti sürecinin en önemli dosyalarından biri haline geldiği ifade edildi.
Devrik rejim, yıllar boyunca olağanüstü yasalar ve güvenlik uygulamaları aracılığıyla otoriter yönetim anlayışını pekiştirirken, güvenlik birimlerine yargısal güvenceler dışında gözaltı ve tutuklama konusunda geniş yetkiler verdi.
Suriye devriminin başlamasıyla birlikte güvenlik operasyonlarını artıran rejim, binlerce Suriyeliyi gözaltına aldı. Çok sayıda kişi zorla kaybedilirken, ailelerine yakınlarının akıbeti veya tutuldukları yerler hakkında bilgi verilmedi.
Yıllarca kayıp yakınlarından haber almaya çalışan binlerce aile, daha sonra bazı yakınlarının herhangi bir ön bildirim yapılmadan, cenazeleri teslim edilmeden ve ölüm koşulları veya defin yerleri açıklanmadan nüfus kayıtlarında ölü olarak gösterildiğini öğrendi.
Zorla kaybedilenlerin ölü olarak kaydedilmesi
Suriye İnsan Hakları Ağı araştırmacısı ve Kayıplar ile Tutuklular Birimi Direktörü Nur Abdulgani Arbo, SANA’ya yaptığı açıklamada, zorla kaybedilen kişilerin ölüm koşulları, defin yerleri açıklanmadan veya cenazeleri ailelerine teslim edilmeden nüfus kayıtlarında ölü olarak gösterilmesinin, devrik rejimin işlediği zorla kaybetme suçuyla bağlantılı en ağır ihlallerden biri olduğunu söyledi.
Arbo, bu uygulamanın gerçeği ortaya çıkarmak ve sorumluları hesap vermeye zorlamak yerine dosyayı idari olarak kapatmayı amaçladığını belirtti.
Bu uygulamanın 2018 yılında kamuoyunda daha görünür hale geldiğini aktaran Arbo, yüzlerce ailenin nüfus müdürlüklerine yaptıkları başvurular sırasında zorla kaybedilen oğullarının ve kızlarının resmi bir bildirim yapılmadan ölü olarak kaydedildiğini öğrendiğini ifade etti.
Ailelere ölüm haberinin verilmediğini, cenazelerin teslim edilmediğini ve ölüm nedenleri ile defin yerlerinin açıklanmadığını belirten Arbo, bunun yakınlarının geri döneceği umudunu taşıyan aileler üzerinde derin psikolojik etkiler oluşturduğunu kaydetti.
Kadın ve çocukların da bulunduğu 1609 doğrulanmış vaka
Arbo, Suriye İnsan Hakları Ağı’nın 2022 yılı sonuna kadar, aralarında kadınlar ve çocukların da bulunduğu en az 1609 zorla kaybedilen kişinin resmi ölüm belgelerine dayanılarak nüfus kayıtlarında ölü olarak gösterildiğini belgelediğini açıkladı.
Bu sayının yalnızca doğrulanabilen vakaların en düşük seviyesi olduğunu belirten Arbo, gerçek rakamın daha yüksek olabileceğini ancak ağın yalnızca resmi ölüm belgesi bulunan vakaları kayda aldığını ve tahminlere dayanmadığını vurguladı.
Arbo, ölüm belgelerinin çoğunda ölüm nedenlerine ilişkin ayrıntılı bilgi bulunmadığını, bazı belgelerde ise ölümlerin gözaltı merkezlerinde veya askeri hastanelerde gerçekleştiğinin görüldüğünü belirtti. Bunun, gözaltı merkezlerinde işkence veya yargısız infaz sonucu meydana gelen ölümlere ilişkin belgelenen kanıtları güçlendirdiğini ifade etti.
Yeni itiraflar ihlal kanıtlarını güçlendirdi
Adalet Bakanlığı, geçen haziran ayının 15’inde devrik rejim döneminde görev yapan bazı doktor subayların, Tişrin Askeri Hastanesi’nde gerçekleştirildiği belirtilen organ kaçakçılığı ve infazlara ilişkin itiraflarını içeren bir video yayımladı.
Söz konusu itirafların, Beşşar Esed’in emirleriyle gerçekleştirildiği belirtilen ağır insanlık suçlarına ilişkin yeni kanıtlar oluşturduğu kaydedildi.
Ölüm kaydı gerçeği ortaya çıkarmıyor
Arbo, nüfus kayıtlarına ölüm bilgisinin işlenmesinin zorla kaybedilen kişilerin akıbetinin ortaya çıkarıldığı anlamına gelmediğini belirtti.
Hakikati bilme hakkının yalnızca ölüm kaydıyla sağlanamayacağını ifade eden Arbo, bu hakkın ölüm koşullarının, tarihinin ve yerinin açıklanmasını, mağdurların kalıntılarının ailelerine teslim edilmesini ve sorumluların belirlenmesi için bağımsız soruşturmalar yürütülmesini gerektirdiğini söyledi.
Nüfus kayıtları soruşturmalar için önemli belgeler
Arabo, resmi nüfus kayıtlarının zorla kaybedilenlerle ilgili soruşturmalara katkı sağlayabilecek önemli belgeler olduğunu ancak binlerce ailenin yakınlarının akıbetini, ölüm koşullarını ve defin yerlerini hâlâ bilmediği bir ortamda tek başına zorla kaybetme dosyasını kapatmadığını belirtti.
Devrik rejimin gözaltı merkezlerinde gerçekleşen ölümlerin kaydedilmesinde yasal prosedürlere uymadığını belirten Arbo, ölüm olaylarının medeni durum kayıtlarına bildirilmesi, ölüm nedenlerinin araştırılması, sorumluların belirlenmesi, ailelere bilgi verilmesi ve cenazelerin teslim edilmesi gerektiğini ifade etti.
Bu uygulamaların zorla kaybetme, keyfi gözaltı, işkence ve kötü gözaltı koşullarıyla başlayan ihlal zincirinin devamı olduğunu belirten Arbo, devlet kurumlarının ve resmi kayıtların mağdurların akıbetini gizlemek için kullanılmasının sistematik bir yaklaşımı yansıttığını söyledi.
Uluslararası hukuka göre zorla kaybetme devam eden bir suç
Arbo, uluslararası hukuka göre zorla kaybetme suçunun, kişinin akıbeti veya bulunduğu yer bilinmediği sürece devam eden bir suç niteliği taşıdığını belirtti.
Ölüm kaydının gerçeğin açıklanması veya mağdur kalıntılarının ailelere teslim edilmesi olmadan yapılmasının suçun hukuki niteliğini değiştirmediğini ve sorumluluğu ortadan kaldırmadığını ifade etti.
Zorla kaybetmenin uluslararası insancıl hukuk kapsamında yasaklandığını belirten Arbo, çatışmanın taraflarının kayıp kişileri aramak ve ailelerini bilgilendirmekle yükümlü olduğunu söyledi. Bu suçun yaygın veya sistematik şekilde işlenmesinin ise Uluslararası Ceza Mahkemesine göre insanlığa karşı suç sayıldığını kaydetti.
Gerçeğin ortaya çıkarılması geçiş dönemi adaletinin temel unsuru
Arbo, resmi kayıtların korunması ve yargı mercileri ile ilgili ulusal kurumların erişimine açılması, toplu mezarların ve defin alanlarının ortaya çıkarılması, ailelerin gerçeği öğrenmesi ve yakınlarının kalıntılarına ulaşmasının geçiş dönemi adaletinin başarısı için temel unsurlar olduğunu vurguladı.
Suriye’nin devrik rejimden kurtarılmasının ardından devletin, ağır ihlallerin bıraktığı mirasla mücadele etmek amacıyla ulusal bir geçiş dönemi adaleti süreci başlattığı belirtildi.
Bu kapsamda, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması, ihlallerin belgelenmesi, sorumluluğun güçlendirilmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Kurumu ile Ulusal Kayıplar Kurumu oluşturuldu.
Y.K