ABD Başkanı Donald Trump, Husi milislerinin ticari seyrüsefere abluka uygulama tehdidine karşılık vereceklerini belirterek, “Milislerin herhangi bir adım atması durumunda Washington gereğini yapacak.” dedi.
Washington (SANA) – ABD Başkanı Donald Trump’ın Husi milislerinin ticari seyrüseferi engelleme yönündeki her türlü girişimine karşılık verileceğini açıklamasıyla ABD, Kızıldeniz’deki gerilime doğrudan dahil oldu. Bu tutum, ABD-İsrail-İran savaşının yansımaları kapsamında yeni bir cephenin açılmasına ilişkin endişelerin arttığını yansıtıyor.
Reuters’ın aktardığına göre Trump, Husi milislerinin Kızıldeniz’de ticari seyrüsefere abluka uygulama tehdidini hayata geçirmesi halinde ABD’nin karşılık vereceğini vurgulayarak, milislerin herhangi bir adım atması durumunda Washington’ın “gereğini yapacağını” ifade etti.
Kızıldeniz’de yeni gerilim dalgası
Trump’ın bu çıkışı, Husi milislerinin Suudi Arabistan ile bağlantılı seyrüsefere sözde “deniz ablukası” uygulayacağını duyurmasının ardından geldi. Uluslararası raporlarda bu adım, Kızıldeniz’i daha geniş bölgesel gerilimlerle bağlantılı bir çatışma alanına dönüştürme riski taşıyan yeni bir tırmanış olarak değerlendirildi.
Endişeler yalnızca tehdidin niteliğiyle sınırlı kalmayıp, Hürmüz Boğazı’ndaki aksamaların ardından bazı enerji ihracatları için alternatif bir güzergah olarak kullanımın arttığı bir dönemde, en hassas deniz koridorlarından birindeki gemi trafiği üzerindeki olası etkilerine de odaklanıyor.
Reuters ve Alhurra’nın raporlarına göre ABD, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’nda ticari seyrüseferi korumak amacıyla son yıllarda bölgedeki askeri varlığını artırmış; Husi milislerinin füze kapasitelerini ve insansız hava aracı (İHA) fırlatma sahalarını hedef alan askeri operasyonlar başlatmıştı.
Babülmendep’i kapatma kapasitesi yetersiz görülüyor
Artan uyarılara rağmen Amerikan Alhurra kanalına konuşan analistler, Husi milislerinin münferit saldırılar düzenleme veya geçen gemiler için risk seviyesini yükseltme kapasitesine sahip olduğunu, ancak uzman değerlendirmelerine göre Babülmendep Boğazı’nı tamamen kapatmak için gerekli deniz, lojistik ve saha kontrol gücünden yoksun bulunduğunu belirtiyor.
Denizcilik sektörü raporlarına göre, yalnızca tehditte bulunulması veya bazı gemilerin hedef alınması bile nakliye şirketlerini rotalarını değiştirmeye yönlendirebilir. Bu durum taşıma ve sigorta maliyetlerini artırarak küresel enerji piyasalarını olumsuz etkileyebilir. Nitekim geçmişteki saldırılar da çok sayıda nakliye şirketinin rotasını değiştirmesine yol açmış, bu da navlun maliyetlerini yükselterek Asya ile Avrupa arasındaki seyir sürelerini uzatmıştı.
Deniz koridoru enerji arzı açısından hayati önemde
Kızıldeniz’deki tehditler, Suudi Arabistan’ın batı sahilinin petrol ihracatında üstlendiği rol nedeniyle ek bir önem kazanıyor. Bloomberg’in aktardığına göre, bazı Asyalı rafineri şirketleri Husi milislerinin tehditlerine ilişkin endişelere rağmen Suudi ham petrolü yüklemek üzere Yanbu Limanı’na tanker göndermeye devam etti.
Ajans ayrıca, Suudi Arabistan’ın son dönemde petrol ihracatının büyük bir kısmını Doğu-Batı boru hattı üzerinden Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e kaydırmayı başardığını, bu durumun Babülmendep’teki her türlü aksamayı enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkili bir faktör haline getirdiğini bildirdi.
Tepkilerin sahadaki yansımaları takip ediliyor
Uluslararası kamuoyu şu anda Husi milislerinin tehdit söylemlerinden gemi trafiğini etkileyecek pratik adımlara geçme kapasitesine odaklanmış durumda. Analistler grubun sınırlı saldırılarla risk düzeyini tırmandıracak araçlara sahip olduğunu, ancak deniz koridorunu tamamen kapatma konusunda büyük zorluklarla karşılaşacağını kaydediyor.
Bu paralelde Reuters’ın geçen perşembe günü bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı haberine göre İran, kendi enerji tesislerinin hedef alınması halinde Kızıldeniz’deki seyrüseferi aksatmaya hazır olmalarını Husi milislerinden istedi. Bu durum, Babülmendep dosyasının süregelen bölgesel gerilimlerle doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor.
ABD’nin doğrudan tehditlerle sürece dahil olmasıyla birlikte Kızıldeniz, sadece bir ticaret güzergahı olarak değil, tarafların doğrudan çatışma alanlarının dışında etki araçlarını genişletmeye çalıştığı bir dönemde, bölgedeki nüfuz dengeleriyle bağlantılı bir baskı unsuru olarak yeniden uluslararası gündemin merkezine oturuyor.
V.K / İ.K