Avrupa, Hürmüz Boğazı’nda seyir güvenliğini sağlamak için çok uluslu bir deniz gücü kurma hazırlıklarını hızlandırıyor; İngiltere ve Fransa proaktif askeri konumlanma ile caydırıcılık sağlamayı hedefliyor.
Başkentler (SANA) – Avrupa’da, Hürmüz Boğazı’nda seyir güvenliğini sağlamak amacıyla çok uluslu bir deniz ittifakı kurma çabaları hız kazanıyor. Bu sırada, İngiltere ve Fransa, dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birinin yakınında “proaktif askeri konumlanmayı” artırıyor. Bu gelişmeler, artan nakliye ve enerji aksaklıkları endişeleri ile ABD-İran geriliminin tırmanması ortasında yaşanıyor.
Avrupa’nın girişimi siyasi istişare aşamasından somut askeri planlama aşamasına geçerken, Londra ve Paris, bölgeye savaş gemileri, savaş uçakları ve gözetim sistemleri gönderdi. Aynı zamanda, 40’tan fazla ülkenin desteğini alarak bir savunma gücü kurma çabası yürütülüyor.
Avrupa başkentleri, bu gücün amacının dünya ticaretini korumak ve bölgenin daha geniş bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek olduğunu belirtirken, Tahran bunu dünyanın en hassas deniz geçitlerinden birine yönelik endişe verici bir askeri yaklaşım olarak değerlendiriyor.
Macron: Hürmüz’ün Yeniden Açılması Öncelikli
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin, gelecekte Hürmüz Boğazı’nda seyir güvenliğini sağlamak amacıyla “tarafsız ve barışçıl bir görevin çerçevesi” oluşturmayı hedefleyen bir girişimi Birleşmiş Milletler’de başlatma niyetini açıkladı.
AFP’nin haberine göre Macron, Fransız kanallarına verdiği bir röportajda, Hürmüz Boğazı’nın “herhangi bir şart veya geçiş ücreti olmaksızın, tüm abluka biçimleri kaldırılarak” yeniden açılması gerektiğini söyledi.
Fransa Cumhurbaşkanı, boğazın yeniden açılmasının mutlak öncelik olduğunu ve diğer konuların müzakere yoluyla ele alınmasından önce gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Paris, Londra ile koordineli olarak, Hürmüz dosyasını ABD ile İran arasındaki mevcut çatışmanın diğer unsurlarından ayırmayı ve tarafları, ateşkesin sağlanmasının ve karşılıklı ablukanın kaldırılmasının ardından seyir güvenliğini koruyacak çok uluslu bir deniz görevini kabul etmeye ikna etmeyi amaçlıyor.
Fransız-İngiltere önerisine göre, bu girişimin, olası görevin hukuki ve siyasi çerçevesini belirleyecek bir tasarı halinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunulması öngörülüyor.
Siyasi destekten askeri planlamaya
Avrupa’nın girişimi artık yalnızca siyasi açıklamalarla sınırlı kalmayıp somut planlama aşamasına geçti. Londra yakın zamanda, önerilen deniz gücünün detaylarını, komuta ve kontrol mekanizmalarını, ticaret gemilerini koruma, mayın temizleme ve deniz geçitlerini güvence altına alma kapasitesini görüşmek üzere 40’tan fazla ülkeden askeri planlamacıların katıldığı geniş kapsamlı toplantılara ev sahipliği yaptı.
İngiltere Savunma Bakanlığı, çok uluslu görev çerçevesinde savunma bakanlarının gerçekleştirdiği ilk toplantıdan bahsetti. Toplantıya İngiltere Savunma Bakanı John Healey ile Fransız mevkidaşı Catherine Vautrin başkanlık etti. Bu adım, projenin diplomatik koordinasyon aşamasından, “koşullar izin verdiğinde” harekete geçmeye hazır operasyonel bir yapının inşasına geçişini yansıtıyor.
Katılımcı veya destekleyici ülkeler arasında Almanya, İtalya, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi Avrupa, Asya ve Körfez ülkeleri bulunuyor. Öte yandan bazı ülkeler, fiili katılımlarını hâlâ uluslararası hukuki teminat ve Güvenlik Konseyi kararı alınmasına bağlıyor.
İngiltere ve Fransa: proaktif askeri konumlanma
Sahada, Londra ve Paris, bölgedeki askeri varlıklarını güçlendirmek için somut adımlar atmaya başladı.
BBC’nin aktardığına göre, İngiltere, HMS Dragon muhribini, Typhoon savaş uçaklarını ve mayın tespit ile insansız hava araçlarına karşı sistemleri göndereceğini duyurdu. Ayrıca görevi desteklemek için 115 milyon sterlinlik yeni bir finansman da tahsis edildi.
Görevin “savunmacı, bağımsız ve güvenilir” olacağını belirten İngiltere Savunma Bakanı, Londra’nın küresel deniz taşımacılığı sektörünü güvence altına almak ve seyir özgürlüğüne olan bağlılığını göstermek istediğini vurguladı.
Buna karşılık, Fransa, Charles de Gaulle uçak gemisini ve onu takip eden gemileri Kızıldeniz ve Arap Körfezi yönüne sevk etti. Paris, bunu görevin başlaması durumunda müdahale süresini kısaltmayı amaçlayan “proaktif konumlanma” olarak nitelendirdi.
Beklenen ittifakın genişlemesine işaret olarak, Avustralya bugün Çarşamba günü göreve katıldığını duyurdu. Avustralya Savunma Bakanı Richard Marles, ülkesinin Wedgetail E-7A gözetleme uçağıyla katkıda bulunacağını açıkladı.
Washington: dolaylı destek
ABD, Avrupa ittifakına doğrudan katılmasa da sahnede arka planda varlığını hissettiriyor.
ABD, Körfez’de zaten geniş bir askeri varlığa sahip ve seyir güvenliğini sağlamak için ayrı bir girişim yürütüyor. Bu sırada Başkan Donald Trump, Avrupalılara boğazın korunmasında daha fazla sorumluluk üstlenmeleri için baskı yapmaya devam ediyor.
İttifakın ikilemi: caydırıcılık savaş olmadan
Uluslararası seferberliğe rağmen, görev hâlâ önemli zorluklarla karşı karşıya; en başta İran’ın, bölgede yeni bir askeri gerçeklik dayatılmasına karşı yanıt verebileceğini ima etmesi geliyor.
Buna karşılık, Londra ve Paris, görevi açık bir çatışma projesi değil, nakliye şirketlerini güvence altına almayı amaçlayan bir “koruma ve caydırıcılık” aracı olarak sunmaya çalışıyor. Bu yaklaşım, “Hürmüz İttifakı”nı üç olası senaryonun önüne koyuyor: ya gemilere eşlik eden ve nakliye hatlarını yeniden açan fiili bir güç haline gelmek, ya caydırıcılık ve baskı sağlayan siyasi ve askeri bir çerçeve olarak kalmak, ya da dünyanın en hassas deniz geçitlerinden birinde yeni bir gerilim noktasına sürüklenmek.