BAŞKENTLER (SANA) – ABD yönetiminin İran ile savaşın haftalar içinde sona erebileceğine dair açıklamalarına rağmen bölgedeki Amerikan ve İngiliz askeri yığınağı hız kazandı. Binlerce asker ve özellikle kara operasyonlarına destek veren uçakların sevkiyatı, sürecin bir müzakere baskısı mı yoksa sınırlı bir kara harekatı hazırlığı mı olduğu sorusunu gündeme taşıdı.
ABD ve İngiltere’nin Orta Doğu’daki askeri varlığı, Washington’dan gelen “savaşın sonu yaklaşıyor” açıklamalarıyla zıt bir ivme kazanarak artmaya devam ediyor. Binlerce asker, uçak gemileri ve kara operasyonları için özelleşmiş savaş uçaklarının bölgeye sevk edilmesi, stratejik bir dönüm noktasına işaret ediyor. Söz konusu askeri hareketlilik, ABD Başkanı Donald Trump’ın “ateşkesin Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına bağlı olduğu” yönündeki çıkışıyla eş zamanlı gerçekleşiyor. Bu durum, enerji koridorlarının kontrolünün mevcut savaşın merkezine yerleştiğini teyit ediyor.
Washington ve Londra’dan eşi görülmemiş askeri tahkimat
Başkan Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun savaşın iki ila üç hafta içinde sonlanabileceği yönündeki diplomatik mesajlarına rağmen, sahada bu söylemlerle çelişen kapsamlı bir hazırlık gözleniyor. Bölgeye yönelik son sevkiyatlar; 82. Hava İndirme Tümeni’nden binlerce asker, ek Deniz Piyadesi (Marine) birimleri, bölgeye yönlendirilen 3 ayrı uçak gemisi taarruz grubu ve denizdeki savaş gemisi sayısının yaklaşık 12 parçaya çıkarılması gibi kritik unsurları içeriyor. Ayrıca F-35, F-22 ve F-16 savaş uçaklarının ileri üslere konuşlandırılmasının yanı sıra E-3 Erken Uyarı ve U-2 stratejik keşif uçaklarının da aktif göreve başlamasıyla desteklenen bu tahkimat düzeyi, operasyonel seçeneklerin sadece hava saldırılarıyla sınırlı kalmayabileceğinin açık bir işareti olarak değerlendiriliyor.
Bölgeye A-10 sevkiyatı ve operasyonel hazırlık
Askeri uzmanların dikkat çektiği en kritik gelişme ise, 12 adet A-10 Thunderbolt II tipi saldırı uçağının İngiltere’deki Lakenheath Üssü’ne ulaşması oldu. Doğrudan kara birliklerine destek verme ve zırhlı araçları imha etme kapasitesiyle bilinen bu uçaklar, askeri literatürde “yakın hava desteği” için kilit rol oynuyor. Tarihsel olarak 1991 Körfez Savaşı’nda yoğun şekilde kullanılan A-10’ların mevcut tabloda yer alması, muhtemel bir kara müdahalesi veya derinlikteki özel kuvvet operasyonları için hazırlık yapıldığı şüphelerini güçlendiriyor.
Hürmüz Boğazı stratejik bir düğüme dönüştü
Başkan Trump’ın bugün yaptığı açıklamada, ateşkesin ancak Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla mümkün olacağını vurgulaması, bölgedeki önceliğin deniz trafiği güvenliğine kaydığını gösteriyor. Petrol nakliyatı için kritik öneme sahip boğazda, İran’ın olası misilleme tehditlerine karşı ABD’nin “hızlı müdahale” kapasitesini artırdığı görülüyor.
İngiltere’nin seyrüsefer güvenliği diplomasisi
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesinin doğrudan bir savaşa çekilmeyeceğini ifade etse de Londra’nın bölgedeki seyrüsefer güvenliği için 35 ülke ile yürütülen diplomatik ve askeri koordinasyonda yer alması dikkat çekiyor. Siyasi söylem ile askeri hazırlık arasındaki bu fark, Batılı güçlerin askeri baskıyı en üst düzeyde tutarken doğrudan çatışmadan kaçınma stratejisi güttüğünü gösteriyor.
Müzakere baskısı mı yoksa operasyonel hazırlık mı ?
Washington’ın bir yandan 15 maddelik çözüm planını ve dolaylı temasları gündemde tutup diğer yandan devasa askeri güç yığması, “maksimum baskı” politikasının bir parçası olarak yorumlanıyor. Uzmanlar, bu durumun İran’ı müzakere masasında daha fazla tavize zorlama amacı taşıyabileceği gibi, diplomatik başarısızlık durumunda stratejik noktaların kontrolü için bir operasyon zemini oluşturabileceğini belirtiyor.
Orta Doğu, önümüzdeki birkaç hafta içinde bu yığınağın hızlı bir uzlaşıya mı yoksa daha geniş çaplı bir çatışmaya mı hizmet edeceğini belirleyecek kritik bir eşikten geçiyor.