BAŞKENTLER (SANA) – Jeopolitik gerilimlerin tırmandığı ve enerji maliyetlerinin yükseldiği dönemlerde merkez bankaları, altın rezervlerini stratejik bir birikim enstrümanı olmanın ötesine taşıyarak kritik bir likidite aracı olarak kullanmaya başladı.
Dünya genelinde merkez bankalarının altına yönelik tutumlarında bu yıl dikkat çekici değişimler yaşandı. Özellikle jeopolitik gerilimlerin artması, enerji fiyatlarının yükselmesi ve bazı gelişmekte olan ekonomilerde yerel para birimleri üzerindeki baskıların çoğalması, altının ülkelerin para politikalarındaki rolünü yeniden tartışmaya açtı.
2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna savaşından bu yana, merkez bankaları rezervlerini çeşitlendirmek ve dolar ile avroya olan bağımlılığı azaltmak amacıyla altın alımlarını artırmıştı. Rusya’nın yurt dışındaki rezervlerinin dondurulması, küresel para politikası anlayışında önemli bir dönüm noktası oluştururken, günümüzde bazı merkez bankaları likidite sağlamak ve enerji piyasaları ile para birimi istikrarına bağlı acil ihtiyaçları finanse etmek amacıyla rezervlerini taktiksel olarak satma veya ipotek etme yoluna gidiyor.
Türkiye deneyimi ve likidite yönetimi
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), döviz dalgalanmalarını sınırlamak ve dolar talebini karşılamak amacıyla Mart ayında önemli bir adım attı. Banka, 8 milyar dolarlık altın rezervinin bir kısmını doğrudan satmak yerine teminat olarak kullanarak piyasaya likidite sağladı.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan TCMB Başkanı Fatih Karahan, Orta Doğu’daki savaşın piyasalara etkisinin enflasyonla mücadeleyi zorlaştırdığını belirterek, likidite için altın rezervlerinin kullanılmasının “doğal bir seçenek” olduğunu ifade etti. Karahan, bankanın bu süreçte “proaktif ve esnek” bir yaklaşım izlediğini vurguladı. Türkiye’nin yüksek altın rezervleri, bu varlıkların temel rezerv yapısını bozmadan esnek bir şekilde kullanılmasına imkan tanıyor.
Savaşın gölgesinde altın ve enerji maliyetleri
ABD-İsrail ile İran arasındaki gerilim, enerji ithalatçısı ülkeleri artan maliyetler karşısında altını geçici bir finansman aracı olarak kullanmaya yöneltti. Altın, rezerv stoklarını tamamen eritmeden döviz likiditesi sağlama avantajı sunuyor. Analist Nikkei Shields, merkez bankalarının altın alım eğiliminin bu tür dönemlerde geçici olarak değişebileceğini, bunun stratejik bir yönelimden ziyade likidite yönetimine yönelik taktiksel bir adım olduğunu belirtti.
Savaşın ardından petrol fiyatlarının yüzde 50’den, doğal gaz fiyatlarının ise yüzde 56’dan fazla artması, enerji ithalatçısı ülkelerin bütçeleri üzerindeki baskıyı artırdı. Piyasa tahminleri, son yıllarda altın rezervlerini artıran diğer enerji ithalatçısı ülkelerin de, enerji fiyatlarının yüksek seyretmesi halinde Türkiye’ye benzer adımlar atabileceğine işaret ediyor.
Altın fiyatlarındaki tepki ve uluslararası örnekler
Orta Doğu’daki askeri tırmanışa rağmen altın fiyatlarında beklenen sert artışın görülmemesi, piyasaların jeopolitik risklere tepkisinde bir değişim olduğunu gösteriyor. Güçlü dolar, yükselen küresel tahvil getirileri ve bazı merkez bankalarının rezerv satabileceği beklentisi, fiyatların baskılanmasındaki temel nedenler olarak sıralanıyor.
Altın rezervlerinin istikrarı desteklemek amacıyla kullanılması küresel ölçekte yeni bir uygulama değil. Arjantin, Rusya ve bazı gelişmekte olan ülkeler kriz dönemlerinde benzer yöntemlere başvurdu. Altın, günümüzde yalnızca uzun vadeli bir “güvenli liman” değil, kriz anlarında devreye alınan esnek bir araç olarak öne çıkmaya devam ediyor.