Dera ve Süveyda illeri arasında uzanan El-Lucat, sert volkanik kayaları, doğal mağaraları ve derin yarıklarıyla Suriye’nin güneyinde yer alan eşsiz bir doğal ve kültürel miras alanı olarak öne çıkıyor.
Şam (SANA) – SANA Kültür’ün “Mirasın Nabzı” köşesi bu kez, Suriye’nin doğal, arkeolojik ve kültürel çeşitlilik açısından en zengin bölgelerinden biri olan El-Lucat’a odaklanıyor.
Açık hava bazalt müzesi niteliğindeki bölge, zorlu coğrafi yapısıyla tarih boyunca doğal bir sığınak işlevi görürken, benzersiz jeolojik özellikleri ile bölge halkının canlı hafızasında yer eden kültürel mirası bir araya getiriyor.
Bazalt kalesinden ISESCO listesine
Coğrafi kaynaklara göre tarihî adıyla Trachonitis olarak bilinen El-Lucat, Dera ve Süveyda illeri arasında yaklaşık 900 kilometrekarelik bir alanı kaplayan Güney Suriye’nin en büyük volkanik sahalarından biri olarak kabul ediliyor. Bölgenin sarp kayalık yapısı, mağaraları ve derin yarıkları tarih boyunca doğal bir savunma hattı oluştururken, çok sayıdaki tarihî ve doğal miras unsurunun korunmasına da katkı sağladı.

El-Lucat’ın İslam Dünyası Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (ISESCO) Miras Listesi’ne alınması, Suriye’de son 14 yılda gerçekleştirilen ilk miras tescili olma özelliği taşıyor. Bu gelişme, bölgenin sahip olduğu eşsiz değerleri yeniden uluslararası gündeme taşırken, Suriye kültürel mirasının bölgesel ve küresel düzeydeki önemini de bir kez daha ortaya koyuyor.
Güney Suriye’nin eşsiz jeolojik oluşumu
Dera Eski Eserler Dairesi Başkanı Dr. Muhammed Nasrallah, SANA Kültür’e yaptığı açıklamada, El-Lucat’ın bölgedeki en dikkat çekici jeolojik oluşumlardan biri olduğunu ve bilimsel olarak “Kara Harra” adıyla bilindiğini söyledi.
Nasrallah, bölgenin milyonlarca yıl önce Cebel El-Arab’daki sönmüş volkanlardan akan lavların oluşturduğu bazaltik akıntılar sonucunda meydana geldiğini belirterek, bunun sert bazalt tabakaları, dalgalı tepeler, derin kayalık vadiler, volkanik koniler ve siyah tüflerden oluşan olağanüstü bir doğal manzara yarattığını ifade etti.
Nasrallah, bölgenin öneminin yalnızca jeolojik değerinden kaynaklanmadığını, aynı zamanda çevresel, kültürel ve arkeolojik özellikleri sayesinde doğal ve insan mirasını bir arada barındıran nadir alanlardan biri olduğunu vurguladı.
500’den fazla arkeolojik alan medeniyetlerin izlerini taşıyor
El-Lucat’ın sert ve zorlu doğası yalnızca dikkat çekici bir jeolojik oluşum olmakla kalmadı, aynı zamanda tarih boyunca insan yerleşimleri için korunaklı bir alan oluşturdu.
Bölge, tarih öncesi dönemlerden Tunç Çağı’na, Yunan, Roma, Bizans ve İslam dönemlerine kadar uzanan farklı uygarlıklara ait 500’den fazla arkeolojik alana ev sahipliği yapıyor.
Bu durum, Güney Suriye’nin bu eşsiz coğrafyasında medeniyetlerin birbirini takip eden varlığını belgeleyen çok sayıda mimari ve arkeolojik kalıntının günümüze ulaşmasını sağladı.
Arkeolojik ve tarihî alanların dağılımı
El-Lucat’taki arkeolojik alanlar bölgenin geniş kesimlerine yayılmış durumda. Bunlar arasında MÖ üçüncü binyıla tarihlenen Tunç Çağı yerleşimleri önemli bir yer tutuyor.
İç ve dış kesimlerde bulunan bu alanlar arasında Harbet Lebve, Tel Debbe Breyka, Kum es-Savvan, Kum el-Megaribe, Kum El-Rumman ve kuzeydoğuda yer alan Şerayi bölgesi öne çıkıyor.
Bölgenin en dikkat çekici arkeolojik alanlarından biri de Musmiye beldesinin doğusunda bulunan “Sahr el-Lucat” arkeolojik alanı. Burada eski bir Yunan tapınağı, küçük bir Roma müzik tiyatrosu ve insan, hayvan ile aslanların çektiği savaş arabalarını tasvir eden üç binden fazla eser ve heykel bulundu.
El-Lucat ayrıca Roma dönemine ait Musmiye beldesi başta olmak üzere Şaara, Ümm El-Zeytun ve tarihî Aziz Georgios Kilisesi’ne ev sahipliği yapan İzra gibi bütünleşik tarihî yerleşimleri de bünyesinde barındırıyor.
Bunlara ek olarak bazalt kayalara oyulmuş saraylar, kaleler, gözetleme kuleleri ve su kuyuları da bölgenin tarih boyunca üstlendiği savunma, yerleşim ve yaşam fonksiyonlarının çeşitliliğini gözler önüne seriyor.

Devrim yıllarında arkeolojik alanlar zarar gördü
Nasrallah, El-Lucat’taki bazı arkeolojik alanların devrim yıllarında devrik Esed rejimi güçleri ve onlarla müttefik milislerin bombardıman ve tahribatına maruz kaldığını söyledi.
Bu alanlar arasında yer alan El-Tıf arkeolojik köyünün patlatılarak tahrip edildiğini belirten Nasrallah, bunun bazı tarihî eserlerde ciddi hasara yol açtığını ifade etti.
Yetkili kurumların bu zararları belgelemek ve bölgedeki arkeolojik mirasın korunmasına yönelik planlar hazırlamak için çalışmalar yürüttüğünü kaydeden Nasrallah, amaçlarının tarihî mirası gelecek nesillere aktarmak olduğunu vurguladı.
İnsan ve biyosfer ağına dahil edilen ilk Suriye koruma alanı
Nasrallah, bölgenin çevresel önemine ilişkin olarak El-Lucat’ın 2006 yılında yaklaşık 2 bin hektarlık alanı kapsayan doğal bir koruma bölgesi ilan edildiğini belirtti.
UNESCO’nun ise 2009 yılında bölgeyi İnsan ve Biyosfer Rezervleri Dünya Ağı kapsamında Suriye’nin ilk biyosfer rezervi olarak kabul ettiğini ifade etti.
El-Lucat’ın Atlas sakızı, yabani badem, alıç ve nadir Hauran süseni gibi endemik ve nadir bitki türlerine ev sahipliği yaptığını söyleyen Nasrallah, bölgedeki hayvan çeşitliliği arasında çizgili sırtlan, kurt, tilki ve Avrasya porsuğunun da bulunduğunu kaydetti.
Bölge ayrıca İngiltere Kraliyet Doğa Koruma Derneği ile işbirliği içinde belgelenen 42’den fazla yerleşik ve göçmen kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Bu durum El-Lucat’a ekolojik ve bilimsel açıdan da ayrı bir önem kazandırıyor.
Bölgenin kimliğini yansıtan yaşayan miras
Dera Eski Eserler Dairesi Başkanı Nasrallah, El-Lucat’ın değerinin yalnızca tarihî eserleri ve doğal zenginliklerinden ibaret olmadığını belirtti.
Bölgenin yaşayan kültürel mirasının da önem taşıdığını ifade eden Nasrallah, burada bedevi yaşam tarzının hâkim olduğunu, misafirperverlik, cömertlik ve Hauran bölgesine özgü geleneklerin hâlen canlı şekilde yaşatıldığını söyledi.
El-Lucat’ın ayrıca Hecini, Cevfiye ve Ataba gibi geleneksel halk ezgileri, Nebati şiiri ve Hauran halk oyunlarıyla tanındığını belirten Nasrallah, sözlü kültür mirasının bölgenin kültürel kimliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturduğunu ifade etti.
Suriye mirasının uluslararası tanıtımı için önemli bir adım
Dera Eski Eserler Dairesi Müdürüne göre El-Lucat’ın ISESCO listesine alınması, Suriye kültürel mirasının uluslararası alanda tanıtılması açısından önemli bir dönüm noktası niteliği taşıyor.
Bu gelişmenin, bölgenin korunması, kültürel, turistik ve akademik açıdan değerlendirilmesi için yeni fırsatlar sunduğunu belirten Nasrallah, El-Lucat’ın Suriye ve bölgenin en dikkat çekici doğal ve tarihî alanlarından biri olduğunu vurguladı.
Mağaraları, tarihî köyleri ve halkının yaşattığı sözlü kültürüyle El-Lucat, yalnızca doğal veya arkeolojik bir alan değil; tarihin katmanlarını bünyesinde barındıran yaşayan bir hafıza olarak öne çıkıyor.
Bölge, tüm dönüşümlere rağmen kimliğini koruyan Suriye coğrafyasının tanıkları arasında yer alırken, korunmayı, tanıtılmayı ve gelecek nesillere aktarılmayı hak eden insanlık mirasının önemli bir parçası olmaya devam ediyor.
N.W.A / R.Y



